Ve yüzüm, annemin bana nasıl bakacağıyla ve beni nasıl gördüğüyle şekil alacak.

0
93

“Anneee, bak..’’
“Anneee, bak ben daha çok topladım.” deyişi ile sarsılıyorum arkamda nefes nefese kalmış hırıltılı bir sesin.
Tanıyorum bu sesi. Çok uzaklardan geliyor ama. Önce yankılanıyor. Sonra fısıltılarını duyuyorum. Biraz yaklaşmam gerekecek ne söylediğini anlamam için. Ama korkuyorum. Merakım da korkum oranında artıyor.
Sese kulak veriyorum.. Kulak verdikçe tanıdık geliyor ses. Kaygım yatışıyor, korkum azalıyor. Tanıdıkça ve derin derin nefes aldıkça, yaşam içime doluyor. Yavaş yavaş rahatlıyorum.
İşte hırıltılar, boğuluyor gibi olmalar, nefes alamamalar, nefes alamadığı için ölüyor gibi olmalar… Hepsi ne kadar tanıdık. Aklıma birkaç anı parçacığı geliyor. Göğsümü kesen, sıkıştıran yoğun duygular sonra.. Daha çok nefes al-ver, al-ver, al-ver, al-ver..
Peki bu Sesin sahibi kim ?
Sesim annemin sesinin karışımı. Benim sesim annemin sesinden yapılmış. Kendi sesimi arıyorum ama önce onun sesini tanımalıyım. İçimdeki onlarca ses arasında. Kendi sesimi oluşturmak ve bulmak için.
Ses tonu nasıl ?
Çokça hüzünlü geliyor ancak bazen neşeli. Hüznün yanında kızgın ve kırgın… Neşeli olduğu zamanları çok az hatırlıyorum. Keşke hep neşeli olsa-ydı..
En çok ihtiyacım olan şey; neşe, doğallık, spontanlık, içtenlik çünkü. Neyi aradığımı seziyordum ama bulamıyordum. Şimdi neye ihtiyacım olduğunu biliyorum. Neşeli bir yüz ve ses tonu.
Az olan, eksik hissettiğim, tamamlama ihtiyacı duyduğum..
***

Yüzümde, annemin yüzünün, bakışlarının, bakmayışlarının, bakamayışlarının, baktıklarının izleri var çokça.
Ve gördüklerinin, gör(e)mediklerinin.
Annemin bana bakarken, bende gördüklerinin izleri… Bedenimde, zihnimde, ruhumda kayıtlı. Bu kayıtlardan tanıyorum kendi sesimi, yüzümü, bedenimi, düşüncelerimi, duygularımı ve başka sesleri, duyguları, görüntüleri, eşyaları, insanları..

Bir çocuk anne baak dediği zaman beni gör, beni duy, beni anla diyor..
En çok da görüyor musun diye soruyor. Hem beni hem de neyi gördüğümü, bildiğimi, öğrendiğimi, tanıdığımı…
Bunu anneme söylerken tam o anda kendime de diyorum aslında ; baak, bunu gördün, tanıdın, bildin… Ama bir görene ihtiyacım var. Çünkü dünya çok büyük karmakarışık, düzensiz, güvensiz… Ve emniyette hissetmek için bir tanığa ihtiyacım var. Güven duyacağım ve emniyette olmamı sağlayacak birine..
Yani bir bilene, yol gösterene, yol açana, rehbere…
Çünkü ancak böyle tekrar tekrar ‘anne, bak’ gördün mü diyerek öğreniyorum.. Böyle böyle emin oluyorum kendimden, bildiklerimden, tanıdıklarımdan, öğrendiklerimden, dünyadan..
***

Ve yüzüm, annemin bana nasıl bakacağıyla ve beni nasıl gördüğüyle şekil alacak.

Sonrasında ben o gözlerle dünyaya, kendime, insanlara bakacağım ve bakarken neyi görmem gerektiğini anlayacağım.
Kendime bakarken, kendimde olan ve gördüklerim ya da kendimde olan ama gör(e)mediklerim olacak. Belki kendimde olmayan ama gördüğümü sandıklarım var. Bunların hepsi annemin bende neyi gördüğüyle belirlenecek.
Kendimi nasıl hissedeceğimi annemin yüzünden ve ses tonundan anlayacağım. Deneyimlerimi anlamlandırmamı sağlayacak olan, hislerim olacak. Bu hisleri ona göstermek istediklerimle, ‘anne bak’ deyişlerimle ya da annem bakmadıkça artık bakması umudundan vazgeçip ‘anne,bak’ diyemeyişlerimle… Ama her çocuk ihtiyaçlarını karşılamak için farklı yollar dener ve ısrar eder. İyi ki..
Ve duygularımı, annemin bende gördükleriyle, gösterdiğim şeyi görmesiyle anlayacağım.
Peki annem kendinde ve kendini nasıl görüyor ?
Bu şimdilik başka bir yazının konusu olsun.
Aynadaki ‘ben’ kim ?
Ben dediğim annemin yüzü, bedeni, ses tonu, mimikleri ve gözlerinden oluşacak ve daha birçok şeyle birlikte.
Nasıl ?
Benimle ilişkisinde, oluşlarında, olmayışlarında..
‘Nasıl’ larla ve ‘nasıl’ larda..
***
Anne bak ben daha çok topladım, derken parmaklarım acıyor aslında, topladığım çalılar ellerim için çok büyükler çünkü. Ama olsun. Annem beğenecek umuduyla, canım yansa da onları taşırım.
Keşke annem, iki tane isteseydi o zaman abime bakıp onun taşıdığı kadar taşıma ihtiyacı hissetmezdim.
Keşke annem ona ne zaman anne bak dediğimde baksaydı, o zaman bana bakması için bu kadar çok çalıyı taşımak zorunda hissetmezdim.
Keşke annem, abin daha çok getirmiş ama demeseydi çünkü ben de elimden geldiğince getirmiştim.
İki kere daha taşırsam abime yetişirim belki.
Keşke…
Heh, nefes nefese ve hırıltılı bir sesin anlamı buymuş demek ki.
Keşkeler bitmez.
İyi ki başlasın o zaman.
Nasıl başlayacak?
Yaptıklarımın ya da yap(a)madıklarımın karşımdakinde yarattığı etkiyi anlamakla başlayacak ‘iyi ki’ ler..
Ve değişim.
Sevgiyle kalın.

Psikolojik Danışman Cengiz Avcı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here