Beslenme İlişki için bir Fırsattır

0
52

Bebeğim, Damla’mın 1 yaşına girmesine günler kaldı. Artık yetişkinler gibi yemek yiyor. Porsiyonları büyüdü, çok sevdiği yiyecekler olduğu gibi, tercih etmediği yiyecekler de var. Sevdiklerini yerken ‘hımmm’ yapıp sağa sola sallanırken, hoşuna gitmeyenleri ağzında çevirdikten sonra eliyle çıkarıp yere atıyor. Yani 1 yaşında, ama henüz konuşamamasına rağmen beğenilerini çok güzel ifade edebiliyor. Aslında isteklerini ve istemediklerini ifade etmeye çok daha önceden başladı, belki de doğduğu gün itibariyle. Diğer tüm bebeklerde olduğu gibi…

Payne’in ‘Daha Sade Bir Hayat’ kitabında söz ettiği gibi; Damla ile kendimi bebeğimin çeşitli ipuçlarını bulmaya çalışan şifre çözücü gibi hissediyorum. Bir şey anlatmaya çalıştığında dikkatimi tamamen ona vermem gerekiyor anlayabilmek için. Ve bazen etraftakiler anlamasa da bu benim için çok kolay olabiliyor. Sanki konuşuyormuşuz gibi geliyor. Hatta ağladığında etraftakiler bir Türk klasiği olarak “aç mı?” diye sorduklarında “aa dur bir sorayım ona” diye gayriihtiyari cevap verdiğim bile oldu. Çünkü dikkatimi ona verdiğim müddetçe ne istediğini çeşitli denemeler ve sinyallerini takip ederek anlayabiliyorum. Ve dikkat veren her anne anlar.

Beslenme de diğer tüm durumlarda olduğu gibi bir süreç işi aslında. Doğduğu gibi yemeye başlamıyor bebekler. Süt/mama ile başlayıp deneyerek tanıyor yiyecekleri. O yüzden yemek konusunda yürümeyen bir şeyler olduğunda taa oralardan, az önce anlattığım yerden, ilk beslenmelerden ve ebeveyn ile ilişkiden bakmaya başlamak gerekiyor.
İlk günlere dönersek, doğumdaki komplikasyondan ötürü sütüm gelmedi ve ilk günler ememedi. Bunu normalde asla problem etmeyeceğimi düşünen ben, salya sümük ağlar oldum (hormonlar ve annelik). Şükür ki birkaç gün sonra sütüm geldi ve Damla emmeye başladı. Emzirme anlarından çok keyif aldım. Gece bile kucağıma almak, emerken izlemek, elini tutmak çok hoşuma gitti. Bu tabi ki böyle olmayabilirdi. Sütüm gelmeyebilirdi. O zaman ise Harlow deneyini hatırlatacaktım kendime. Hani şu maymunlar üzerinde yapılan, belki duymuşsundur.

Harlow deneyi;

Kısaca anlatayım; yavru maymunları doğdukları anda hemen annelerinden ayırıyorlar (evet, bence de çok acımasızca). Bu yavrucukları kafeslere koyuyorlar. Bir kafese de iki anne modeli yerleştiriyorlar. Birisi telden yapılma, soğuk ve sert, ancak süt verebiliyor. Diğeri ise süt veremiyor ama pelüştan yapılma ve yumuşak bir anne. Ve maymunların sadece karınlarını doyurmak için telden anneye gittiği, geri kalan tüm zamanını pelüştan annede geçirdiği görülüyor. Yani görüldüğü üzere tüm canlıların temelde ihtiyacı aynı; temas, sevgi ve ilgi. Sütüm gelmeseydi de mamayı ben yine kucağımda şefkatle tutarak, güvenle, sakince verirdim. Çünkü ilişki için, güvenli hissetmesi için ihtiyacının karşılanması ve sevgi dolu verilmesi çok kıymetli. Hatta besinden daha kıymetlisi sevgi ve temas.

Ek gıdaya başlama süreci

Emzirirken süreç böyle aşk dolu geçtikten sonra, 6. Aya yaklaşırken gözüm korktu. “Ne güzel emiyordu, her yerde uygun sıcaklıkta yiyeceği hazırdı. Ayrıca bir hazırlığa gerek de yoktu, şimdi ne olacaktı?” gibi kaygılar üşüşmeye başladı. Hangi gıdayı ne zaman ve nasıl vereceğimi araştırmaya başladım. Oldukça fazla kaynağa ulaştım. Pek çok tarif vardı. Bu durum kaygımı daha da arttırdı ama bununla beraber ayına göre denediğim pek çok şeyi de yemedi, bazen sadece tadına baktı. Zorlamadım, ağzına tıkıştırmadım. Demek ki hazır değildi o da benim gibi.

Biliyordum ki bir yaşına kadar ana besin süt/mama, diğerleri tadımlık ve ek destek, bu bilgi sayesinde gerçekten dert etmedim. Onca hazırlık çöpe gidince insan üzülüyor tabi ki. Kendimi beklentiye sokarak onu yemeye zorlamama engel olmak için, çok uğraştırıcı şeyler yapmadım. Blw’yi oldukça fazla araştırsam da bana 6 ay boyunca sadece süt içmiş bebeğimin eline birden haşladığım kabağı verip yemesini beklemek bana biraz korkutucu geldi. Hemen paranoyak anne tarafım devreye girerek “Ya boğazına kaçarsa düşünceleri ile başlayıp, boğulursa ambulans gelene kadar neler yapmalıyım?”a kadar giden düşünceler sonucu internette ilk yardım bilgileri araştırırken buluyordum kendimi. Bu benimle ilgili bir süreç olabilir, ama sevgili Nilüfer Devecigil’in hep üzerinde durduğu içime sinmeye bilgiye karşılık “annelik içgüdülerime” güvenmeye çalıştım. O yüzden ilk zamanlar yiyecekleri elimde hafif ezerek ağzına vererek başladım. Yavaşça blw’deki gibi eline parmak şeklinde sebze, kaşar, ekmek… vererek devam ettim. Araya diş çıkarma, hastalıklar girdiğinde ise belki bir ay hiçbir şey yemedi, sadece süt içti.

Şu an kaşıkla yenecekleri ben yediriyorum, dilediği zaman kaşığı beraber tutuyoruz ve kendi yemesine de yardımcı oluyorum. Katı bir gıda ise önüne parçalar halinde koyuyorum, alıp ağzına götürüyor. Hem o istediğini yemiş oluyor, hem de ben elimle destekliyorum. Böylece ten teması, yumuşak dokunuş ve ilişkiyi de sofraya getirdiğimizi düşünüyorum. Halen ona özel yemekler yapmıyorum. Kendi yediklerimizi onun da yiyebileceği şekilde ayarlayamaya çalışıyorum. Bu şekilde ailece oturup sofraya aynı yemekleri yemiş oluyoruz.

Her birimizin tarzı birbirinden farklı olabilir. Kesin işe yarar görünen yöntemler sende işe yaramayabilir. Çünkü her bebek, her çocuk ve her anne özel. En iyi yol ise gözlemleyerek, tanıyarak ve iletişime devam ederek beraber çizeceğiniz yoldur. Bu yolda sana destek olacaklar sakin ortam, yakınlık, göz teması, konuşma, şarkılar söylemek, tatları onunla yeniden tanımayı denemek, gülüşmek, yemekle oynamasına izin vermek, kendi yemesine izin vermek ve belki sana yedirmesine izin vermek… Yani beraberce bu andan keyif almayı sağlayacak şeyler yapmak ve tam olarak o anda orada olmak. Sen kendi yolunu buna göre çizebilirsin. Hep hatırlamamız gereken şey ise; bebekleri ve tabi çocukları şefkat ve ilginin, besinlerden daha fazla doyurduğu. Onun en temel ihtiyacı ise besinden daha öte sevgi. Yemek yedirmek ve beslemek ise aslında ilişki için kocaman bir fırsat. Ve ilişki keyifle yemek yemek için önemli bir anahtar.

N. Elif Aksoy

Psikolojik Danışman

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here