İletişim çemberi

0
32

Bazen bir sözcükle, bazense bir bakışla başlar ilişki. Defalarca birbirini test eder ardı ardına. Güven için, sevgi için, değerler için… Kendi içimizde emin olmadığımız her duyguyu karşımızdakinin onayına sunarcasına bir kere daha geçiririz süzgecimizden. Onun davranışı kendimizdeki onay, bizim onayımız onun davranışı olurcasına. “Arkadaşım beni dikkate alıyor mu?”, “İş ekibiyle yaptığımız bu projede fikirlerim ne derece kabul ediliyor?”, “Eşim bana değer veriyor mu?”, “Annelik konusunda yeterli miyim?”, “İnsanlar tarafından sevilmeye layık miyim?”. Karşımızdaki kişinin yansıttığı duygu, aktardığı düşünceler ve bu yansımadaki her davranış ayrıntısı ile kendimize tekrar tekrar bu soruları sorarız. Gün boyu girdiğimiz her bir iletişim repliğinde kendimizi defacalarca deneyimler, güçlü ve güçsüz özelliklerimize dair sonuçlar çıkarırız.

Dr. Dan Siegel’ın “The Wheel of Awareness” başlığı altında betimlediği farkındalık çarkında ortaya koyduğu “within – içinde” ve “between – arasında” kavramları da “kendi içimizde” ve “dış dünya ile aramızda” olan iletişimi temel almaktadır. Bu ilişki, kişinin gün içerisinde başkalarından aldığı cevapları merkezine taşımasının yanı sıra, aldığı her cevabın kendi içinde değerlendirmesidir. Soru, cevap, aktarım, değerlendirme… Uzun bir süreci beraberinde getiren bu ilişki zinciri, iletişimin sonucudur. Öyleyse iletişim nedir?

İletişim, duygu, düşünce ve bilgilerin başkalarına aktarımıdır. İletişimde, duygu ve düşünceden bahsetmek mümkünken, davranış neden bu tanımlamanın içinde yer almamaktadır? İletişim, bir kaynaktan doğar ve bir alıcıda son bulur. Mesajın kimden kime gittiği çerçeveyi oluşturur. Bir mektup hazırlar gibi, süslü bir kağıt seçer, özenli cümleleri ardı ardına yazar, en güzel yazımızla imzamızı atar, nazikçe katlar ve zarfın içine koyarız. Tüm bize ait, gizli, bizi anlatan cümleleri bir zarfın içine gizleyip, alıcıya ulaşması için üstüne “Kimden ve Kime” kısmını doldururuz. Boş bir zarf yeterli midir? Özel günlerimizde bize gönderilen çiçeğin yanında bir de küçük bir zarf olur genellikle. Hediyemizin çiçek olduğunu bilir, kimden geldiğini yanına iliştirilmiş zarftan hemen anlarız. Buna rağmen, çiçeği hemen bir kenara koyar hızlıca zarfı açarız. Kendimize soracağımız “Seviliyor muyum?”, “Yeterli miyim?”, “Değerli miyim?” soruları bizi tetiklemeye başlamıştır bile. “Doğum günün kutlu olsun canım. İyi ki varsın, benim için çok değerlisin.” şeklindeki kısa bir mesaj hediyeyi ve sorularımızı onaylamaya yetecektir. Çiçek geldi, mektup yazıldı, mesaj iletildi. Duygular ve düşünceler doğum günü sahibine aktarıldı. Öyleyse “davranış” iletişim tanımının hangi kısmına dahil? Davranış, iletişimin sonucudur. Duygu ve düşüncelerin “nasıl” aktarıldığı kişinin davranışını belirler. Çiçek örneğini bir de tersinden düşünelim. Doğum gününüzde arkadaşınız tarafından gönderilen hafif sararmış bir çiçek ve yanında özensiz yazılmış bir tebrik mesajı. Kendimize soracağımız sorular ne tür cevaplar alır? “Arkadaşım galiba bana yeterince değer vermiyor.”, “Çok da özenmemiş sanırım” şeklindeki olumsuz duygu ve düşünceler aklımızı kurcalamaya başlar. Dolayısıyla özenli, kendini anlatan, sevgi dolu bir mesaj aktarımı ile özensiz bir mesaj aktarımına verilen geribildirim farklı olur. Kişinin, mesajaya verdiği tepki yani geribildirim davranışın kendisidir. Bu nedenle, “ne” aktardığımızdan çok “nasıl” aktardığımız önem taşır. İletişim kendi içerisinde bu denli detaylı bir sürece sahipken ve biz yetişkinler bile zaman zaman bu süreci yönetmekte zorlanırken, çocuklarla iletişim nasıl sağlanır?

Yetişkinlerde, mantık yürütme, plan yapma, dürtüsel kontrol, sorun çözme, yargılama, sosyal davranış gibi birçok beceri beynin “frontal korteks”inde aktif iken, çocuklarda ve ergenlerde bu beceriler belli bir süreç içerisinde kazanıldığından, davranışlarında “duygusal ve tepkisel” sonuçlar baskındır. Çocuklarda frontal korteks yetişkinlerdeki kadar aktif olmadığından, bilgileri “amigdala” ile işlerler. Amigdala, beynin duygusal sistem denilen “limbik sistem”ine dahil olan ve dış uyaranları vücudun duygusal sürecinden geçiren bir bölümüdür. Köpekten korkan bir çocuğun, sokakta bir köpek görmesi halinde beyne “Bu benim korktuğum bir şey mi? Tehlikeli olabilir mi?” sorusu sorulur. “Evet” cevabının alınması ile amigdala vücuda “tehlike alarmı” mesajını göndererek, duygusal ve tepkisel davranışların aktive olmasını sağlar.

Neden-sonuç ilişkisi kurma, sorun çözme gibi becerilerin kısıtlı olduğu çocukluk döneminde, temelde dualite vardır. “İyi-kötü”, “güzel-çirkin”, “mutlu-üzgün”, “az-çok”… Her soru, cevabını ikili karşılaştırma ile bulur. Yetişkinlerdeki “layık miyim, yeterli miyim” soruları, çocularda üç temel soruda toplanır. “Okulda güvende miyim?”, “Arkadaşım beni seviyor mu?”, “Ailemin gözünde yeterince iyi miyim?”. Güvende olma, sevilme ve iyi olma kavramları çocukların her ortamda test ettikleri temellerdir. Çocuğumuzdan, kendisine vuran bir arkadaşı için “Ahmet, davranışlarını kontrol edemediği için bana vurdu.” gibi bir cümleyi duyamayacağımız gibi “Ahmet çok kötü bir çocuk” gibi bir cümleyi sık duyarız.

Hem çocuklarla, hem de yetişkinlerle iletişim kurarken, mesajı “nasıl” ilettiğimiz bizim ve karşımızdakinin davranışlarını belirlemedeki temel faktördür. Dünya üzerindeki her insan, iletişim anında her gün defalarca kendine “değerli” olup olmadığına dair sorular sormakta ve aldığı cevaplarla kendi merkezine yolculuk yapıp, davranışlarını belirlemektedir.

Mesajı “nasıl” ilettiğimizi her zaman hatırlayacağımız keyifli sohbetlere…

Uzm. Psk. Sandra PASENSYA

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER