Doğum Dünyanın En Güzel Sanatlarından Biridir

0
289

Yaşamın başlangıcından sonuna dek sürekli bir değişim içindeyiz. Küçük bir bebeğin değişime verdiği tepkiler farklı farklı olduğu gibi yetişkinlerin de değişime verdikleri tepkiler farklıdır. Bu farklılığı oluşturan ise ruhsal yapılarımız, savunma mekanizmalarımız, bilinmeyenle kurduğumuz ilişki, esneyebilme kapasitemiz, kaygılarımız ve korkularımızdır.

Doğum insan yaşamındaki en büyük değişimlerden birisidir. Bir bebeğin doğumuyla birlikte bütün bir ailede pek çok rol değişimi olur. Kadın anne olur, erkek baba olur, varsa büyük çocuk abla veya abi olur. Ailenin bütün üyeleri bu değişimden nasibine düşeni alır ve yaşar. Hiç şüphesiz bu süreçte kadın bedensel, ruhsal, zihinsel ve sosyal olarak yaşamındaki en büyük değişimlerden birisini yaşar. Ve rol repertuarına yeni roller ekler. Hayatta aldığımız her rol kişiliğimizin küçük parçacıklarını oluşturur. Özde olanın farklı alanlardaki yansımasıdır. Gebelik ve doğuran kadın rolleri dönemsel ve kısa süreli rollerdir. Bir çeşit geçiş rolü gibi düşünülebilir. Sonrasında köklü değişimlere kapı aralar.

Yaşamda bizi bir rolden diğer role taşıyan her değişim içinde bir miktar doğum barındırır. Bunlara mikro doğumlar diyebiliriz. Yeni bir şehre taşınmak, yeni bir işe başlamak, evlenmek, boşanmak, gibi köklü değişimleri düşünün. Bütün bu eylemleri gerçekleştirmeden önceki ruh halinize dikkat ettiniz mi? Genelde sancılıdır, yapabilmek için ihtiyaç duyduğunuz cesaret, güç, “yok ben yapamayacağım galiba” dediğiniz o an, sıkışmışlık, heyecan, esneme, ferahlama. Tüm bu duygular ve belki daha fazlası. Tanıdık geldi mi? Tüm bu duygu karmaşası ilginç bir şekilde bir akış takip eder. İnişli çıkışlı veya ilerlemeci bir şekilde akıp gider. Hem yaşamın içindeki mikro doğumlarda hem de bir bebeğin doğumunda duyguların akışı benzerdir. Annenin hissettiği korku, cesaret, güç, güven, zayıflık, destek ihtiyacı, yalnız kalma isteği, yapamayacağım duygusu, vay be nasıl yaptım mutluluğu ve nicesi. Kadın bebeğini doğururken tüm bu duyguların içinden geçer. Ruhsal bir lunapark trenine binmek gibidir bu süreç. O yüzden doğum çalışanları için doğum anı psikolojisini bilmek önemlidir.  Tüm doğum personeli bu duygu geçişlerine şahit olmanın şaşkınlığını yaşar. Az önceki kadınla bu kadın aynı kişi midir? Sorusuna vereceğimiz cevap bellidir: Evet, sadece az önce kendi gerçek potansiyelinin farkında değildi. Özellikle bebek doğum kanalındaki son aşamaya geldiğinde, aşması gereken son düzlükteyken anne “olmuyor, ben yapamıyorum der”. Sıkışmış hisseder. Belki sözler annenin ağzından dökülürken duygular bebeğin duygularıdır kim bilir? Ancak bu sıkışmışlık hissinden sonra bir mucize olur. Adrenalin yüklenmesiyle birlikte anneye bir güç gelir ve içgüdüsel olarak ayağa kalkar çok geçmeden 5-10 dk içinde bebek doğar. Doğumu ve yaşamı bir bütün olarak okumak insanı anlamayı kolaylaştırır. Yaşamdaki o mikro doğumlarda da “ben yapamayacağım, olmayacak galiba” dediğiniz o an’dan sonra ya cesaretle ileri doğru bir adım atarsınız ve doğum gerçekleşir ya da geri çekilirsiniz ve değişim ertelenir. Bebek o son düzlükteki sıkıştırma ile annenin ruhunu esnetmektedir. Tam da bu noktadan sonra doğum gerçekleşir. Bu ruhsal esneklik bebeğin doğumunu mümkün kılar. Annenin bebeğin doğumuyla gerçekleşecek değişime direnci veya kabulü bu esnekliği var edecek değişkenlerden birisidir. Ruhsal olarak esneyebildiğiniz anda, güven duyduğunuzda, cesaret ve teslimiyetle karar aldığınızda bu ileriye doğru atılma (doğma) hali mümkündür. Kadının doğumda ihtiyacı olan güven, destek, zihinsel esneklik (bedensel açılma) bebeğin doğumunu mümkün kılar.

Kimileri kolayca doğar, kolayca doğurur, kimileri zorlanır ama doğurur, kimileri tıbbi bir yardıma ihtiyaç duyar doğurmak için. Her yaratım eylemi böyledir aslında. Kimisi için bir şiir yazmak çok kolaydır, kimisi aylarca karın ağrısı çeker birkaç mısra için. Her nasıl olursa olsun her yaratım eylemi belli bir ruhsal sıkışma ve açılma eylemidir. Rollo May’in deyimiyle “yaratıcılık; yeni bir şeye varlık kazandırma halidir. Sanatçı yeni bir geçekliğe yaşam veren kişidir.” Bu durumda doğum dünyanın en güzel sanatlarından biridir. Kadın ise en güzel sanatçı. Çünkü bir bebeğin doğumu yaşamdaki en mucizevi yaratıcılık eylemidir.

Doğum üzerine düşünmeye devam edeceğim başka yazılarda. Şimdilik son sözü ebelerin ebesi Ina May Gaskin’e bırakıyorum. Diyor ki “Nerede ve nasıl doğum yapacak olursan ol; bu deneyimin hayatının geri kalanındaki duygularını, zihnini, bedenini ve ruhunu etkileyecektir”.

Psikodramatist ve Doğum Psikoloğu Reyhan Çakmak Yeşilova

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER