Sahi öz şefkat neydi?

0
117

Hayatta en çok yaptığım şey kendimi yargılamak sanırım; işte, evde, hayatım boyunca girdiğim her türlü rolde. Tabi en çok da anne olduktan sonra yargıladım kendimi. Yeteri kadar emziremedim, iyi uyutamadım, onlarla kaliteli vakit geçiremedim gibi pek çok duygu vardı içimde. Aslında o an elimden gelenin en iyisini yapıyor olsam da asla yetmedi, her zaman daha iyisi olabileceğini düşündüm. Aslında daha iyisi olabileceğini düşünmek iyi de, bu uğurda kendini sürekli yargılamak, eleştirmek, yetersiz bulmak, aşağılamak pek fena. O anlarda biri gelip omuzuma dokunsa ‘hey dostum çok iyi gidiyorsun sen’ dese fena olmazdı.

Bir arkadaşının başına kötü bir şey gelse, hemen yanına koşar, nasıl da şefkatli olursun ona değil mi? Güzel sözler söylersin, avutursun, ‘evet zor anlıyorum ama geçecek’ dersin. Ama ya benim başıma kötü bir şey gelse? O benim hatamdır ‘ah kafasız güneş derim.’ Yani kötü bir şey olmuşsa o mutlaka benim yüzümdendir, iyi bir şey olmuşsa da zaten şans eseri olmuştur. Bunlar zihnimizdeki düşünce tuzakları aslında.

En yakın arkadaşımdan daha yakın biri var hayatımda; kendim.

Ben kendime şefkat göstermek istiyorsam kendimin en yakın arkadaşı da olabilirim pekala. O en yakın arkadaşımın göstereceği ilgiyi, sevgiyi ve yakınlığı kendime gösterebilirim. O zaman ben kendimin en yakın arkadaşı olmuş olurum ve kendime öz şefkat veriyor olurum. Kötü bir şey olduğunda kendime öz şefkat vererek ‘bu senin hatan değil biliyorum, bazen böyle oluyor, yapacak bir şey yok, bu seni çok üzüyor seni anlıyorum’ diyebilirim kendime. Ne güzel bir avuntu değil mi? Ama çoğu zaman yapamıyoruz işte, bunun yerine kendimizi suçlamak daha kolay geliyor.

Belki de en önemli ihtiyaçlarımızdan biri öz şefkat, ama bunun çok da farkında değiliz. Öz şefkat kültürün verdiği ya da bize çocukluğumuzda öğretilen bir değer de değil zaten. Hem kendini seversen ya egoist ya narsist ya da egosentrik olursun 🙂 Ama asla doğru bir şey yapıyor olmazsın.. İyi de nedir bu öz şefkat hiç oturup düşünmeyiz. Nerden beslenir ya da neden bizim için faydalı olur mu diye? Aslında kitabımda da pek çok yazının özünde öz şefkat var, çünkü kendine şefkat göstermeyen çevresindekilere de şefkat gösteremiyor.

Örneğin çocuğum beklenmedik bir davranış sergilediğinde hep ‘sen sakin ol sen sakin olursan çocuğun da sakin olur’ derler. Ama o sakinlikte kalmayı nasıl başarabileceğimizi söylemezler. Burada anahtar kelime yine öz şefkat. O en zor anda durup kendime dönüp ‘evet şu an çok zor durumdayım ve acı çekiyorum, zorlanıyorum, üzerimdeki bakışlardan korkuyorum’ diyebilirsem ve tıpkı en yakın arkadaşım gibi tüm dikkatimi ve öz şfekatimi öncelikle kendime verebilirsem, evet sakin kalabilirim belki ve çocuğum da benim sakinliğimle uyumlanır.

Aslında öz şefkat iyi yaşamla da çok ilgili; yani iyi beslenme, egzersiz, an’da kalma çalışmaları, bedenimi bir bütün olarak görme ve onun ihtiyaçlarına cevap verme. Kitabımda bu konuda bir soru vardı; ‘sabahları havlu ile yüzünü sertçe mi yoksa nazikçe (çocuğunun yüzünü siler gibi) mi siliyorsun?’. Minicik bir örnek bu, bedenine nasıl davrandığına dair. Çevrene yararlı olabilmek için kendi ihtiyaçlarını fark etme, onlara sahip çıkma, o ihtiyaçların karşılanması için çevrenden ve ailenden gerektiğinde destek isteme de var.

Öz şefkatin önündeki en büyük engellerden biri öz eleştiri

Maalesef öz eleştirinin tohumları ilk olarak ailede atılıyor. O anda bize neler söyleniyorsa biz onları üstümüze alıyor ve giyiniyoruz ve hayatımız boyunca o eleştirilerle kendimizi yargılamaya devam ediyoruz. Burada en zorlandığımız ve çocukların en çok ihtiyaç duydukları konu ‘kabul görme’, ama bu başka bir yazının konusu olsun.

Hepimiz acı çekiyoruz, bazen fiziksel bazen ruhsal. Hiç kimsenin hayatı mükemmel değil, zaten mükemmel hayat diye de bir şey yok. Marshall Rosenberg ‘mükemmel ebeveynlik cehennemdir’ demişti. Mükemmel olmaya çabalamak için şartları zorlamak bile öyle. Öyle ise tüm bu zorlanmalar içinde kendimize öz şefkat molaları verebilir miyiz ne dersiniz?

Kendinize öz şefkat göstermek için neye ihtiyacınız varsa, onunla… Bazen çikolata olabilir bazen kahve, bazen bir yürüyüş, biraz uzaklaşma, sıcak bir banyo ya da yılın bir kaç gününü sadece kendine ayırma. Ya da belki de kendine sımsıkı sarılma, insan kendine sarılır mı deme, en kolay insan kendine sarılır. E madem en yakın arkadaşım kendim, o zaman sarılayım ona sıkı sıkı ve sahip çıkayım…

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER