Nilüfer Devecigil ile bağlanma hikayelerimiz…

2
136
Dün Psikolog Nilüfer Devecigil’in ‘Bağlanma Hikayelerimiz’ seminerine katılmayı planlıyordum ancak malum şartlar nedeniyle ben de evden canlı yayınla izledim. Belki de daha iyi oldu pür dikkat not alabildim:) Yalnız notlar biraz uzun sizi de sıkmamak için iki bölüm halinde paylaşacağım. Ben semineri dinlerken çok keyif aldım, çok öğrendim, hem iyileştirici hem de eğiticiydi. Eğer isterseniz HT Hayat’ın facebook sayfasından semineri izleyebilir ya da notları okuyabilirsiniz.
Öncelikle seminerin konusu yetişkin bağlanmamız çocuklarımızla bağlanmamızı nasıl etkiliyor bunu fark etmekti. Seminerde geçmişimizden getirdiğimiz ve karakter sandığımız şeyin aslında ilişki ile ve ilişki içinde dönüşebileceğini, nasıl iyileşebileceğini konuştuk. Bizim ebeveynler olarak bağlanma şeklimiz ne olursa olsun, çocuğumuzla ilişkide kalarak, onun sinyallerini izleyerek, dokunarak, oynayarak bağlanmamızı da nasıl iyileştireceğimizi dinledik. Yani çocuğumuzla ilişkide kaldıkça hem ben anne olarak hem de çocuğum birlikte iyileşiyoruz. Ne güzel değil mi? Ama bunların hepsi birer yolculuk ve yol arkadaşları şart dedik, omuz verecek, destek olacak, yanında kalacak.. Seminerde Nilüfer’in en çok kullandığı cümle ‘bir çocuk yetiştirmek için bir köy lazım’ ifadesiydi, oysa biz bunu ne kadar yalnız yapmaya çalışıyoruz değil mi diyerek, kısa bir girişle seminer notlarına giriş yapalım…

Seminer notlarına gelirsek..

  • Biz çocuğun son davranışlarındaki uyumsuzluğa bakarak onu yargılıyoruz. Oysa buzdağının sadece görünen kısmı onun davranışları. Eskiden davranışı değiştirirsek çocuğu değiştiririz sanıyorduk. Şimdi ki araştırmalar diyor ki buzdağının görünmeyen kısmını halletmezsek davranış da değişmiyor. O aşağıdaki görülmeyen kısım bağlanmalarımız ve nöro transmiteller, hormonlar, ilişki ve pek çok şey var. Bunlara değineceğiz hep.
  • Örneğin bebeğin anne karnında nasıl bir dönem geçirdiği de önemli. Hamilelikte annenin stresinden dolayı kortizol seviyeniz yukarı çıkıyorsa bebek de etkileniyor. Hamilelik süresince yaptığınız işten dolayı stres seviyeniz yüksek olabilir. Örneğin birini kaybettiniz, bir yas yaşadınız, bunlar elbette bebeğin beyninde etkiler yapmaya başlıyor. Bebek dışarı çıktığında kortizol bu kadar yüksekse de bize sinyaller veriyor. Güzel haber eğer ben bugün daha az stresli olduğu bir an verirsem çocuğumda bir değişim yaratabiliyorum. Çünkü her an iyileşiyoruz her an değişiyoruz ve ilişkiyle öğreniyoruz.
  • Byron Norton diyor ki; ‘sezaryen da doğum için bir travma olarak değerlendireceğimiz bir durum’. O arada sezaryene girmeden anne nasıl bir stres yaşıyor? Neler hissediyor? Ya da bazen prematüre bebek geliyor, bazen yaşanan bir komplikasyondan dolayı hastaneden yatma halleri olabiliyor. Bunlar beyinde, sinir sistemi içinde pek çok şeyi değiştiriyor. Bu yaşadıkları bebeğin stres nöro transmitellerini yukarı çekiyor.
  • Örneğin aile içi şiddete maruz kalan çocuklar var, şiddetle beyin de etkileniyor, çocuğun kendini koruyabileceği hiç bir mekanizması yok.
  • İhmal var, ihlal var. İhmal çocuğa ‘Seni sevmiyorum’ diyor. İhlal ise daha kötüsü; çünkü ‘sen yoksun’ diyor.

Peki beyin diyoruz, hormonlar diyoruz. Bunlar bizi nasıl etkiliyor?

  • Örneğin çocuğun kortizol seviyesi yüksekse acıyı hissetmez, düştüğünde canı acımaz. Çocuk kortizol tepede geziyorsa çocukta davranış sorunu yaşarız. Ancak güzel haber; biz kaderimizin, karakterimizin, genlerimizin kurbanı değiliz. Beyin ilişkinin içerisinde sinir sisteminin dokunma, ses tonu, göz teması ile iyileşiyor.
  • Vücudumuzdaki hormonlar bile çocuğumuzun davranışlarını ve sağlıklarını çok etkiliyorlar. Örneğin serotonin azlığı uykusuzluk ve yorgunluk pek çok şeyi etkiliyor. Dopamin hiç olmadığı zaman hayattan zevk alma hali olmuyor. Elbette bunların beslenme ile desteklenmesi gerekiyor ama ilişki yoksa, göz teması ve dokunma yoksa o zaman dopamini yeterli ölçüde tutmuş olmuyorum. Benim çocuğuma nasıl yaklaştığım, onunla nasıl ilişkide kaldığım, ona nasıl dokunduğum çok önemli.
Bebeğin ilk yılı oldukça önemli! 
Birinci yılın güvenini verebildiğimde, bebek her istediğinde yanında olduğumda ve tüm ihtiyaçları karşılandığında şunlar oluşmaya başlıyor; özgüven, öz değer, ve ihtiyaçlarımı müzakere etme becerisi başlıyor. Anne dokunuşları beyin kimyasına serotonine destek oluyor. Regülasyonu yani sakinleşebilme becerimi kazanabilmem için önce annemin kollarında sakinleşmeye ihtiyacım var. Eğer birinci yılın güven ihtiyacı karşılanmazsa sonraki yıllarda sıkıntılarla karşılaşıyorum. Bu ihtiyaçlar karşılanmazsa iki üç yaşta agresyon ortaya çıkıyor. Sonra 4-6 yaş dikkat hiperaktivite bozukluğu ile devam ediyor. Beynin ilişkiye ihtiyacı var.

Kucağına alma şımarır!

Kim ne derse desin siz bebeğinizi kucağınıza alın, çünkü bebek o sırada size bir şey anlatmaya çalışıyor; ‘yorgunum, açım, üşüdüm, sadece sarılma ihtiyacım var’ diyor. Ancak bu ihtiyaçlar karşılanırsa bebeğim ‘ihtiyaçlarım karşılanır’ hissine sahip olacak. Bu şekilde ancak benim sesim oluşmaya başlıyor. İhtiyacı dışarı vurmayı öğreniyorum; sesle, ağlayarak. İlk iki yıl bunu yüzbinlerce kez yapıyoruz. Evet çok zor, ama bunlar yapıldıkça bebek rahatlıyor ve güvenin o ilk en önemli kısmı oluşuyor. ‘Başkalarına güvenebilirim’ hissi oluşuyor. Bu olmadığı zaman bir yetişkin olduğumda ağzımdan şu sözler çıkıyor; ‘başkalarına güvenilmez.’ Güven, emniyet ve özgüven hepsi burada başlıyor.
Demek ki ihtiyaçlarım karşılanabilir, demek ki ‘ben değerliyim’i hissediyor bebeğim. Kendisinin değerli olduğunu fark ettikçe de özgüven oluşuyor.
Peki şu an ne yapabiliriz? 
Nilüfer Devecigil diyor ki, hepimiz dedektif gibi çalışalım bundan sonra ve çocuğumuzla ilişkide kalalım. Ne yemiyor, hangi aktiviteleri yapmaktan kaçınıyor. Kucağına almak istediğimde kendini arkaya mı atıyor? Çünkü ancak ilişki içerisinde çocuğumuza iyi gelmemiz mümkün. Ancak ona tüm dikkatimizi vererek, ses tonumuzla, minik oyunlarla, dokunma ile, göz teması ile aslında birbirimizi iyileştirebiliriz. Özellikle ilk beş yıl duyularla güveni veriyoruz. Sadece anne değil, aile büyükleri, bakıcılar, çocuk ile ilişkide olan herkes vermeli. Böylece çocuk ilişki ile besleniyor ve ilişkide büyüyor.

Yıllar boyunca çocuklar hep keşifteler…

  • İlk yıl: Güven.
  • İkinci yıl: Sen benimsin, ben seninim, bu oyuncak benim dönemi. Çok sağlıklı.
  • Üçüncü yıl: Gözlerinde şefkati görmek istiyorum.
  • Dördüncü yıl: Aynı mıyız? Annem gibi olmak istiyorum/babam gibi olmak istiyorum
  • Beşinci yıl: Sana kalbimi verdim.
  • Altıncı yıl: Sana sırlarımı da veriyorum.
Yazının ikinci bölümünde, bitirebilirsem yarın:) Bağlanma çeşitlerine değineceğiz ve kendimi görmememin kendi bağlanmamın bana nasıl ışık tutacağını aktaracağım..

2 YORUMLAR

  1. Ellerine sağlık, ne güzel yazmışsın:) Etkinlikten haber almış heyecanla, bilgilere bir yerlerden ulaşsam diyordum.
    Devamını bekliyoruz.

CEVAP VER