Yaşam şeklimiz doğum şeklimizi etkiler!

0
9

Psikodrama Terapisti ve Doğum Psikoloğu sevgili Reyhan Çakmak Yeşilova ile doğumu ve doğum psikolojisini konuştuk, çok keyifli bir sohbet oldu…

I. Reyhancım seni biraz tanıyabilir miyiz? 

Marmara Üniversitesi Psikolojik danışmanlık ve rehberlik mezunuyum. 2006 yılında Psikodrama ile ilgilenmeye başladım. Aynı zamanda Doğuma Hazırlık Eğitmeniyim ve Doğum Psikoloğuyum. Kariyerime çocuklarla çalışarak başladım. Öğrenme sorunları ve duygusal sorunlar yaşayan çocuklarla oyun terapisi ve aile danışmanlığı yaptım. O süreçte doğum hikayelerinin önemini hep fark etmiştim. Daha sonra psikodrama ve doğum psikoloğu eğitimleriyle kariyerime farklı bir yön verdim. Şimdilerde ağırlıklı olarak kadınlar için psikodrama grupları açıyorum. Kadınların hayata tutunması için, kendilerini ifade etmelerinin, yaşama sağlıklı ve üretken bir şekilde dahil olmalarının önemli olduğunu düşünüyorum.
Doğum Psikoloğu olarak da anne adaylarına destek oluyorum. Gebelik ve doğum süreci bir kadının hayatında en çok desteğe ihtiyacı olan dönemlerden biri. Bu dönemde onların hikayesine tanık olmak ve mucizenin varoluşunu görmek yaşama olan güvenimi artırıyor. Kadınların nasıl bir güce ve dönüştürme yeteneğine sahip olduklarını hatırlatıyor. Aynı zamanda bu yaptığım çalışmaları destekleyici nitelikte Tavistock kliniği bebek gözlemi eğitimine devam ediyorum.
Bütüncül bir şekilde doğum öncesi, doğum, bebeklik, çocukluk ve yetişkinlik dönemlerine hakim olarak yoluma devam ediyorum. Oldukça yoğun bir gündem içinde kendime zaman ayırmayı ihmal etmiyorum. Doğada zaman geçirmeyi seviyorum. Çok amatörce ney üflüyorum. Ama amatörce de olsa ney üflemeyi seviyorum. Örgü örmeyi seviyorum. El emeğine dayalı işler yapmayı seviyorum.  Öğrenmeyi ve seyahat etmeyi çok seviyorum. Zaten mesleğim gereği ömür boyu öğrenmek zorundayım. Daha doğru bir seçim yapamazdım diye düşünüyorum.

II. Doğum psikoloğu kimdir ne iş yapar? 

Doğum psikoloğu gebelik, doğum öncesi, doğum anı ve doğum sonrası psikolojik süreçler hakkında uzmanlaşmış psikologları ifade eder. Dünyada ve Türkiye’de farklı modellerle bu alanda çalışan psikologlar mevcut. Doğum psikolojisi hem annenin hem anne karnındaki bebeğin ruhsal gelişimine odaklanmayı sağlıyor. Türkiye’deki doğum psikoloğu modeli oldukça yenilikçi ve tamamlayıcı bir model. Bizler sadece gebelik ve sonrasında değil doğum anında da sürecin bir parçası olarak hazır bulunuyoruz. Bir diğer önemli nokta da sadece anne ve bebeğe değil tüm aileye ve sağlık ekibine de destek oluyoruz. Çünkü doğum bir ekip işi ve ekibin her üyesi doğum sürecine kendi geçmişinden izler taşıyarak geliyor. Doğum psikoloğunun işi biraz da bu izleri takip etmek ve doğumun şekli ne olursa olsun herkes için travmatik olmayan, keyifli ve pişmanlıklardan uzak bir hale getirmek. Doğum sonrası ilk 2 saat anne-bebek bağlanmasında kritik saatler. Bu nedenle Anne ve bebeğin sağlığı elverdiği sürece ten tene temasın sağlanması gerekiyor. Doğum psikoloğu olarak ten tene temasın yenidoğan psikolojisine uygun olarak tamamlanması için de çalışıyoruz.

III. Anneyi doğuma hazırlamak için neler yapar? 

Doğuma Hazırlığın ilk kısmı eğitim. Ailelere özellikle doğumun psikolojisine uygun olarak hazırlanmış bir doğuma hazırlık eğitimine katılmasını öneriyorum. Sadece anneyi değil babayı, anneanne ve babaanne gibi kadının doğum sürecinde etkisi olabilecek diğer aile üyelerini de doğuma hazırlıyorum. Bunun için mümkünse babanın da doğuma hazırlık eğitimine eşiyle birlikte katılmasını talep ediyorum. Bu yaklaşık olarak gebeliğin 20li haftalarında oluyor. Ben eğitimden sonra bireysel seanslara başlıyorum. Anne ile yaptığım seanslarda anne-bebek bağlanması çalışıyorum.
Bu doğuma ruhsal hazırlığın önemli bir kısmını oluşturuyor. Bunun dışında annenin doğum algısı, doğuma yönelik duyguları, tutumları mutlaka çalıştığım konular. Ek olarak gerek varsa ailedeki travmatik doğum hikayeleri, doğum fobisi, vajinismus gibi konularda da çalışılması gerekiyor. Seansları ağırlıklı olarak anne adayıyla yapıyorum fakat baba ile ve gerekiyorsa doğuma katılacak veya etkisi olacak aile büyükleriyle de görüşüyorum. Oldukça kapsamlı bir şekilde aileyle görüşmek ekibin işini kolaylaştıran bir şey oluyor. Çünkü herkes doğuma dair ortak bir algı ve dilde buluşmuş oluyor.
Doğum yaklaştıkça ailenin doğum tercihlerinin netleşmesine, doktorlarıyla güvene dayalı bir ilişki geliştirmelerine ve doğum organizasyonunun yapılmasına katkı sağlıyorum. Ki mümkün mertebe doğum başladığında istenmeyen sürprizlerle karşılaşmayalım. Örneğin koridor boyunca bekleyen kalabalık bir akraba veya arkadaş süprizi veya filmlerdeki gibi doğum başladı diye oradan oraya koşuşturup ne yapacağını bilmeyen baba süprizi gibi.

IV. Doğum bir takım işi midir? Birlikte çalıştığın bir ekip var mı? 

Evet kesinlikle doğum bir ekip işi. Biz kadın doğum uzmanı doktorumuz, maharetli ellere sahip ebemiz ve ben bir ekip olarak çalışıyoruz. Doktorlar doğum sürecinde yalnız ve desteksiz olduklarında bu doğumda zaman konusunu ve gereksiz müdahaleleri gündeme getiriyor. Bir insan olarak ne zaman başlayıp ne zaman biteceği belli olmayan bir şeyle uğraşmaktansa kontrol edilebilir bir şeyle uğraşmayı tercih etmek son derece anlaşılabilir. Ki doğum gecesi gündüzü, bayramı tatili olmayan bir süreç. Ekip olmadan tek başına takibi bu nedenle zor. Ebeler bu noktada doktorlar için çok büyük bir kolaylaştırıcı ve destek.
Ülkemizde son dönemlerde normal doğumu yaygınlaştırıp sezaryen oranlarını azaltmaya yönelik bazı uygulamalar gündemde. Fakat doğumun bir ekip işi olduğunu unutarak ve ekipleri güçlendirmeden tüm yükü doktorların omuzlarında bırakmak haksızlık olur kanaatindeyim. Çünkü gerçekten insan üstü bir çaba gösterdiklerine şahit oluyorum. Doğum oranlarını artırmanın sorumluluğu ortak bir sorumluluk. Aileler, doktorlar, ebeler, doğum psikologları bir ekibin parçası olarak hareket ettiğinde ve aynı dili konuştuğunda bu sorumluluk paylaşılmış oluyor. Anne-bebek dostu doğum koşullarını anne-bebek dostu sezaryen uygulamalarına taşıyarak doğum şekli ne olursa olsun bağlanma süreçlerinin sağlıklı bir şekilde gelişmesine katkı sağlamak mümkün. Bu noktada da yine ekip olarak çalışmak olmazsa olmaz bir koşul.

V. Hamilelere  ya da hamile kalmayı düşünen kadınlara önerilerin neler olur? 

Öncelikle bir çocuk fikri anne babanın zihninde oluştuğu andan itibaren o çocuğun ruhsal varlığı oluşmaya başlamış demektir. Bu varlığı fark edip alan açmak önemli. Anne babalar gebelikten önce zihinsel ve yaşamsal olarak bu alanı bebekleri için oluşturduklarında daha sağlıklı bir geçiş süreci yaşıyorlar. Ve doğum sonrası depresyon oranlarında düşüş oluyor.
Taleplerini anlayan ve güven duydukları bir ekiple çalışmalarını öneririm. Böylece pozitif bir doğum hikayesiyle yola devam edebilsinler. Daha önce yaşadıkları olumsuz bir doğum deneyimi varsa bunu da mutlaka bir doğum psikoloğuyla çalışarak sonraki doğumlarına hazırlansınlar.
Doğumun sağlıklı, normal ve doğal bir eylem olduğunu bilerek ve beden farkındalıklarını artırarak gebelik süresini değerlendirsinler.
Beslenme, egzersiz gibi çalışmaları ihmal etmesinler, çünkü insan fiziksel, zihinsel ve ruhsal olarak bir bütün. Bütün gün kanepede oturup, karbonhidrat ağırlıklı beslenerek doğuma ruhsal olarak hazırlanamayız 🙂
Doğayla bağ kursunlar. Bir ağaca yaslanmak, toprağa uzanmak stresi azaltır. Dört duvar arasındaki yaşam bizi özümüzden ve doğal olandan uzaklaştırıyor. Yaşam şeklimiz doğum şeklimizi etkiler.
Bir de yardımcı üreme teknikleriyle gebe kalan kadınlar var. Gebelik sürecinin haricinde bir de gebe kalma sürecinde bir takım zorluklar yaşıyorlar. Özellikle tekrarlayan tedaviler söz konusu olduğunda pek çok kadın için bu süreçler de ruhsal olarak yıpratıcı oluyor. Böyle bir durum söz konusuysa aşılama, tüp bebek gibi tedavi süreçlerinde de kadınların psikolojik olarak desteğe ihtiyacı artıyor. Yapılan çalışmalar açıklanamayan infertilite olgularında psikolojik destekten sonra gebe kalma oranının arttığını söylüyor. Özellikle Avusturalya’da bu konuda çok güzel örnek uygulamalar var.
Doğum yaşamın başladığı, mucizevi bir olay. Buna gereken özeni göstermek anne-baba adaylarının sorumluluğunda. Bir çok kadın doğuma ve anneliğe gerçek anlamda hazır hissetmeden çeşitli baskılarla hamile kalıyor. Fakat bundan sonra yüzleşmesi ve çalışması gereken kocaman duygusal yükler olduğunu farkediyor. Ve gebelik bunun için yeterince uzun bir süre değil. Yani bütün bir hayat muhasebesini 9 aya sığdırmak zor. O yüzden henüz gebe kalmadan, hamilelik düşüncesi oluştuğunda bu ruhsal hazırlığa başlamak en güzeli. Ki gebelik döneminde sadece gelecek olan bebeğe ve doğuma odaklanabilelim.
Kendimize karşı dürüst olmak yaşamı kolaylaştıracak bir erdem. Sadece doğum için değil yaşamın her alanında kadınlar olarak herkesten önce kendimize dürüst olalım. Neyi neden istiyorum? Yaptığım veya yapacağım şey bana nasıl hissettiriyor? Bu soruların cevabı önemli. Hamile kalmadan önce bu bebeği neden istiyorum? Veya Anne olmak konusunda nasıl hissediyorum? diye sorabilmeliyiz. Bu soruları sormak cesaret istiyor ama cesaret arkasından korkudan özgürleşmeyi getirir. Duygularımızı fark edip, ifade ettiğimizde, aynadaki görüntüyü sevgiyle kabul edebilmek mümkün.
Son olarak da modern kültürün bize dayattığı hedef odaklılığı, mükemmeliyetçiliği ve kontrolcülüğü doğuma aktarmamak için çalışsınlar. Çünkü doğum odasındaki ruhsal hijyen bunlardan etkileniyor. Hayatında her şeyi kusursuz ve mükemmel yapması gerektiğine inanan bir kadın doğumu da bu şekilde yapılması gereken bir eylem olarak planlayıp, hem kendisini hem süreci kontrol etmeye çalışıyor. Sonuç o mükemmelliyetçi şemadan uzaksa yoğun bir hayal kırıklığı yaşanıyor. Zaten bedenen ve ruhen hassas olunan bir zamanda bu hayal kırıklığıyla baş etmek zor olabiliyor. Mükemmelliyetçilik esasında yetersizlik duygularını örtmek için kurgulanmış bir maske. Bu da belki başka bir sohbetin konusu.
Bebeklerin yaşamın ilk anlarında dünyayla ilk karşılaşmalarının güven, sevgi ve saygı içinde gerçekleşmesi yetişkinlik hayatında da bu duyguların devamını kolaylaştırıyor. Dünya güvenli bir yer duygusu bizim kendimize ve başkalarına davranışlarımızı belirleyen bir duygu. Kişiliğin temellerinden. İşte doğum psikoloğu olarak en çok da dünyada daha çok bebek ve daha çok yetişkin korkularından arınıp dünya güvenli bir yer ve ben güven ve sevgiyle yaşıyorum diyebilsin diye çalışıyorum. Çünkü dünyanın herkes için en çok da bebekler için güvenli bir yer olması gerektiğine inanıyorum.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER