Benim Gözümden Londra

0
85
Londra dünyanın en yoğun nüfuslu, en kozmopolit şehirlerinden biri. Çok uluslararası bir ortam var, seyahatimizde İngiliz aksanı ara ara duyduğumuz bir dildi. Bir şehrin benim için en önemli yerleri parkları ve kitabevleri:)  Bu anlamda Londra beni büyüledi. Adım başı yemyeşil parklarıyla, çocuk yetiştirmek için harika bir yer olduğunu düşündüm.  Bir de biraz şanslı bir zamanda seyahat  etmişiz, hava muhteşemdi, bahar erken gelmişti. Ağaçlar çiçeklerini açmış, güneş vardı ve yağmur yoktu. Bir Londra havası için muhteşem bir zamandı.
İlk gün uçakta uzun vakit geçirince kendimi hemen Hyde Park’a resmen attım. Bir ağacın dibine oturup sevgili Nilüfer Devecigil’in kitabı Işığın Yolunu okudum, biraz topraklanma yaptım. Ne iyi geldi:)
Azıcık güneş vardı. O sırada çevrede tişörtleriyle oturan Londralılar da gördüm. Parkta en sevdiğim çiçek olan Sakura’lar erken gelen baharla açmıştı. Uzun zaman oradan ayrılamadım. O kadar güzellerdi ki:) Dolaysıyla ilk gün Hyde Park’ta geçti.

İkinci Gün 

Geleneksel bir Londra kahvaltısı ile güne başladık. Gittiğimiz restoranın adı Wolseleydi. Mayfair’de, eski Pera’daki pastaneler gibi nostaljik bir mekan, nefis kahvaltı ve kahvesi vardı. Servis gümüş tabaklarda yapılıyor. Oldukça büyük bir yer. Fiyatları çok ucuz değil ama bir kahve için bile görmeye değer.

Londra mutlaka görmeniz gereken en turistik yerler Big Ben, Tower Bridge, Buckingham Sarayı, London Eye. Biz de önce Buckingham Sarayı’ na geçtik, özellikle asker değişimi töreni pek keyifli. Ancak haftanın her günü değil. Mutlaka izlemek istiyorsanız önceden günlerine bakmanızı öneririm. Sık sık takvimleri değişebiliyor.

Hemen sarayın ilerisinde St James Park’ı var. Diğer tüm parklar gibi muhteşem, içinde bir gölet vardı. Muhteşem sakuralar ve tüm ağaçlar çiçek açmıştı. Bu sayede Londra’nın parklarının çok huzur verici olduğunu keşfettim.
Oradan Trafalgar Square’e geçtik. Meydanın köşesinde Costa kahve güzel bir yer uğramak için. Londra Starbuckslar da var ancak bence en güzel Londra kahvesi Costa.
Londra’ya gidip Thames nehir gezisi yapmadan dönülmez, Westminster’dan bir City Cruise’a binerek şehri gezdik. Nehir çevresini, Londra’daki tüm tarihi yerleri bu tekne gezisi ile görebiliyorsunuz. Westminster hemen Big Ben Tower’a oldukça yakın.
Günün ikinci park gezisini de Regent’s Park’ta yaptık.

Üçüncü Gün

Üçüncü günün ilk durağı ünlü Hamley’s oyuncakçı mağazasıydı. Tabi bu gezinin öğlene kadar tüm zamanımızı işgal edeceğini o sırada bilmiyordum. Ben ki oyuncak almamaya yeminli bir anne olarak mağazada kayboldum:)
Her yerde oyuncakların nasıl oynanacağına dair sunumlar vardı, hepsini hayran hayran izledim. Sonra da oyuncak alırken aslında kendimize alıyoruz durumunun ne kadar net olduğunu fark ettim. Türkiye’de daha önce görmediğim pek çok oyuncak olduğu için de 5 katlı mağazayı uzun uzun gezdim. Yok yok bence çoğu bizim için, çocuklar için değilJ
Tüm öğleden sonra da kitabevinde geçti, burada bulamadığım ya da yurtdışından getirmek için bir servet ödemek istemediğim kitaplara bakındım. Günü Londra’nın en büyük kitabevi Foyles’te geçirdim. Resmen büyülendim.

Beş katlı kitap mağazasında yok yoktu. Her bir kategoride o kadar çok sayıda kitap vardı ki hangisine bakacağımı şaşırdım. Çocuk kitapları bölümü oldukça zengindi. Hatta mağaza vitrininde çok sevdiğim Jon Klassen’in yeni çocuk kitabı Triangle’ın lansmanı vardı. Kısaca Foyles’e doyamadım, üç gün beni orada bıraksanız üç gün gezebilirim sanırım:)
Londra Covent Garden restoranları, tasarım dükkanları ile yine görülmesi gereken muhteşem yerlerden biri. Benim Covent Garden’da  en çok hoşuma giden yanı sokak müzisyenlerinden dinlediğim harika müziklerdi:)
Benim için sevdiceğin hazırladığı günün sürprizi Royal Albert Hallda konsere gitmekti. 1800’lerde yapılan olağanüstü bina, 6000 kişilik kapasitesi ile büyüleyici. Yıl içinde hem konserler hem de gösteriler düzenleniyor. Yıllar önce Zeki Müren ile Sezen Aksu da burada konser vermişler. Keşke ülkemizde de böyle sanat mekanları olsa dedirtir nitelikteydi.

Dördüncü ve son gün

Dördüncü günü Portobello çevresinde ve Nothing Hill’de geçirmeye karar verdik. Hani o renkli kapılı Londra fotoğrafları vardır ya, onların olduğu bölge. Portobello orada kurulan pazarın adı. Hem eski hem de yeni her şeyi pazarda bulmak mümkün. Tezgahlarda hazırlanan açıkta satılan yemekler de mevcut pazarda.

Restoranlar

Restoranlar ve lezzet durakları buradan inceleyebilirsiniz.

Ulaşım

Londra’da çok başarılı iyi bir metro ağı var, otobüsler bile şehirdeki trafiğe rağmen oldukça dakik, bu nedenle de ulaşım çok kolay ve pratik. Hava alanından şehre bir tren ile inebilirsiniz. Şehre iner inmez bir oyster bilet alırsanız şehir içi yolculuklarda çok rahat edersiniz. Aynı akbil mantığında çalışıyor, yüklediğiniz kadar kullanabiliyor, şehirden çıkarken iade edebiliyorsunuz. Taksi oldukça pahalı.

Keyifli seyahatler…

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER