Ocak Ayı Kitaplarım

2
478

Bu yıl kendim için en büyük dileğim daha çok kitap okumaktı. Ocak ayında da kar tatili filan derken biraz zaman da buldum. Ama  diğer yandan fırsatlar yaratmak için elimden geleni yaptım. Tuvalete giderken bile telefon yerine kitapla girersen epeyce okuma vaktin oluyor.

Mesela; 10 dakika sabah, 10 dakika gece yatmadan, 10 dakika öğlen, 10 dakika tuvalet molası derken günde 40 dakika kitap okumak mümkün. Daha fazlası mümkünse ne ala. Ama değilse bu da yeter değil mi:) Herkese bol kitaplı bir yıl dilerken, bu yıl sevdiğim kitapları olabildiğince paylaşmaya çalışacağım. O zaman başlayalım..

Ben Bir Gürgen Dalıyım – Hasan Ali Toptaş 

Hayran kaldım kitaba, dilin akışkanlığına, şiirselliğine.. Yemyeşil hayalleri olan Köknar, Meşe, Gürgen ve ormandaki tüm canlılar birlikte keyifle yaşarken bir gün ormana insanlar gelir ve hayatları tamamen değişir… Gürgen arkadaşı köknar gibi kambur olmak istemez. Çünkü kambur olursa o zaman tahta olmaktan insanların onu yakmasından korkar. O yüzden hep dimdik durur. Gürgen masa olmak da istemez onun yerine dışarıya açılan bir pencere olmak ister, böylece o çok sevdiği ve ayrılmak istemediği doğayı görebilecektir.

Rüzgar ise sadece ağaçların değil çiçeklerin derenin ve doğadaki diğer tüm varlıkların sesini taşır, ama sadece duyabilenlere.. O sırada insanlar bir çok güzelliği göremezler. Çünkü onlar uyurgezerdir. Ya da kafalarına taktıkları başka güzelliğin peşinde koşarken, onun uğruna bir çok güzelliği de ayakları altına alıp hiç farkına varmadan acımasızca ezerler…

ben bir gürgen dalıyım

”Herhalde beni tuhaf bir kuşa benzetmişlerdi. Belki de onların gözünde, masallardan çıkıp gelmiştim ben, ne yapacağımı kestiremeden, köyün üstünde öylece, kendi hızımın içide kaybolmuşçasına uçup duruyordum. Ola ki başka bir masala gidecektim ama, henüz o masal yaratılmamıştı. Bu yüzden, oralarda oyalanıp vakit geçiriyordum. Hiç kuşkusuz, beni anlatacak olan masal söylenir söylenmez uçup gidecektim.”

”Artık , herkes pencere olma hayalinin peşine düşmüştü. Büyüklük küçüklük önemli değildi, pencere olsalardı da isterse şöyle kibrit kutusu kadar olsunlardı. Yeter ki,  görebilsenlerdi dışarıyı. Yeter ki bakışlarını uzatabilselerdi uzaklara. Bakışlarıyla dokunabilselerdi ufuklara, kırpıntılara; dokunabilsinlerdi renklere, seslere…”

Küçük Ağaç’ın Eğitimi – Forrest Carter 

Kızılderili kalbi, ruhu, bilgeliği ile yazılmış olan her kitap beni her defasında yeniden sarsıyor. Çünkü doğa ile bir zamanlar olan o muhteşem bağı tekrar hatırlıyorum. Geçtiğimiz aylarda Bir Çift Yürek’i okumuştum; Avusturalya Aborjinleri ve onların hayata bakışı hakkında, bu kitap derinden sarmıştı beni. Küçük Ağacın Eğitimi de aynı etkiyi yaptı.

küçük ağacın eğitimi

‘Mutantlar pek çok değişik inanca sahiptirler. Onlar senin yolun benim yolumdan değişik derler, senin daiman benim daimamdan farklıdır derler. Oysa gerçek şudur ki, tüm yaşam tek bir yaşamdır. İlerleme yolunda sadece tek bir oyun vardır. Sadece tek bir ırk değişik gölgeler vardır. Sen birinin canını acıtırsan, kendi canını acıtırsın. Sen birine yardım edersen kendine yardım edersin. Kan ve kemik tüm insanlarda bulunur. Farklı olan yürek ve niyettir…’

Doğa ile bir zamanlar olan bağlantımızı tekrar hatırlayınca şu halimize üzülüyorum, ama bir yandan da daha çok nasıl bağlantı kurarız diye kafa yormaya çalışıyorum. Kitaba geri dönersek.. Bir küçük bizim Küçük Ağaç, büyükanne ve büyükbabası ile ormanda doğa ile iç içe, ona saygı ve sevgi vererek ve sadece ihtiyaçları kadar ondan alarak yaşarlar. Küçük Ağaç kulübede büyürken doğa ile nasıl konuşacağını, onu nasıl dinleyeceğini öğrenir.

‘Görüyorsun, Küçük Ağaç, öğrenmenin yapmaktan başka yolu yok. Senin buzağıyı almanı engelleseydim, her zaman bir buzağın olması gerektiğini düşünecektin. Sana satın almanı söyleseydim, öldüğü için beni suçlayacaktın. Yaşam içinde öğrenmek zorundasın.”

”Ona olayın nasıl olduğunu ve sanırım gözlemlediğim için benim hatam olduğunu anlattım. Büyükanne dedi ki kimsenin hatası değilmiş, çıngıraklı yılanın bile. Dedi ki olan biten için suçu yüklemekten kazanacağımız bir şey yokmuş…”

İlişkisi Var – Müge Çevik 

Müge Çevik İlişkisi Var kitabında kadın erkek ilişkisinden çok, evrenle, bedenimle, kendimle, çocuğumla nasıl bir ilişkideyim, nasıl ilişkiler kurmak istiyorum konularını farklı bir perspektifle ele alıyor. Ve aslında en önemli ilişkinin kendi bedenim ve benim ihtiyaçlarım olduğunun altını çiziyor. Kitap oldukça akıcı bir dile sahip. 

‘Bedenim köktür beni dünyaya bağlar. Bedenim kaynaktır yaratmamı sağlar. Bedenim öğütücüdür hayatı sindirmemi sağlar. Bedenim hislerle doludur hissetmemi sağlar. Bedenim ifadedir kendimi ortaya koyabilmeyi sağlar. Bedenim beynimin, kalbimin ve en önemlisi ruhumun evidir. ‘Ben’ile ‘Ben olmayan’ arasına en somut şekilde sınır koyar…’

Beden Asla Yalan Söylemez – Alice Miller 

Allice Miller aynı zamanda ‘Yetenekli Çocuğun Dramı’ kitabının yazarı. ‘Üzerini örttüğümüz her şeyin altında kalırız’ diye başlıyor kitap, sahiden de öyle değil mi? bu aralar Recall Healing konuları ile ilgilenirken bu kitabı okumam da benim için bir tesadüf olmasa gerek diye düşünüyorum.

Kitabın çıkış noktası bedenlerimizin aslında her şeyi bildiği doğrultusunda; neye ihtiyaç duyduğumuzu, neyi inkar ettiğimizi, neyin bizimle ters düştüğünü aslında hepimiz biliyoruz. Ama bu bilgileri yadsıyoruz.

‘Duygular bir lüks değildir, varoluş mücadelesi sırasında uzatılan karmaşık bir yardım elidir.’ Antonio R. Damasio.

beden asla yalan söylemez

Miller kitabında Psikoterapiyi ahlaki açıdan sorguluyor ve çocukların perspektifi ile konuya yaklaşıyor. Öncelikle çocuklukları sırlarla dolu, ciddi sıkıntılar yaşamış ünlü yazar ve ressamların hayatlarından kesitler paylaşıyor. Bu bölüm çok ilgimi çekti. Her ne kadar ünlü yazarların hazin ölümlerini bilsem de bunların arkasındaki nedenler hakkında öncesinde bir bilgim yoktu. (Dostoyevski, Çehov, Kafka, Nietzsche, Rambaud, Yukio Mişima…) Örneğin Virginia Woolf ergenliğe kadar iki üvey erkek kardeşinin cinsel istismarına uğrar, bu konuyu anne ve babasına açamaz. Acılarını eserleri ile yansıtmaya çalışır. 59 yaşında depresyona girer, cebine taşlar doldurarak nehirde boğularak intihar ediyor.

Kitapta örnek verilen tüm yazarlar anne babalarına sadıktır, anne babaları onlara zarar vermiş olsa dahi onlara hürmet etmişler. Ebeveynlerine saygı gösterme adına, kendilerine sadık olmaktan, samimi iletişimden, takdir görme arzularından vazgeçmişler. Tüm bunları sadece sevgi görme ve reddedilmeme umuduyla yapmışlar.

‘Seni mutsuz eden bu atakları yaşamamak yerine atakları geçirmeyi ve seni mutlu etmeyi tercih ederim.’ Marcel Proust’un annesine yazdığı mektuplar…

  • Çocuklukta görülen zulüm inkar edilirse, beden canı koruma pahasına biyolojik görevini engeller ve hayati fonksiyonlar bloke olabilir.
  • Suistimal edilen çocuk ebeveynlerine sonsuz bağlıdır. Çünkü bize öğretilen(sosyal ve dini açıdan) ne olursa olsun ebeveynlerimize saygı göstermemiz ve onlara boyun eğmemizdir.
  • İstenmeyen çocuğun bedenindeki gizli algı ‘beni öldürmek istiyorlar, hayatım tehlikede.’ Bu algı bilinçli hale gelince yetişkinin zihninden silinebilir. ‘Daha önce tehlikeydim ancak artık hayatım tehlikede değil.’ diye düşünür.

Beden hakikatin muhafızıdır…

Bir Şeftali Bin Şeftali – Samed Behrengi 

Samed Behrengi’nin en çok tanınan eseri ‘Küçük Kara Balık’ ancak yazar hayatını 28 yaşında kaybetmesine rağmen pek çok eseri mevcut. Behrengi Tebriz doğumlu, İran rejiminde doğmuş masallarında ve hikayelerinde hep özgürlüğe dair göndermeler yapıyor.

bir şeftali bin şeftali

Bir Şeftali Bin Şeftali’yi çok sevdim, harika bir masal örgüsü var, çizimler de çok güzel. Bir bahçede ağaçlar biner şeftali verirken bir ağaç var ki bir şeftali bile vermiyor. Ama o ağacın da bir öyküsü var, meyve vermemesinin de bir nedeni… Küçük Ağacın Eğitimi’nde bir insan ölünce bir ağacı beslemek için onun dibine gömülmek istemişti, bu kitapta da bir çocuklar ağaçlarını beslemek için yılan ölüsü getiriyorlar. Doğanın döngüsünü o küçük yaşlarından öğrenmişler…

Masalı çok sevdim, ancak masallarda en sevdiğim şey onların mutlu sonla bitmesi, bu masalın sonu öyle değil, içim burkuldu biraz, okumadım çocuklara, kendime sakladım..

2 YORUMLAR

  1. Küçük Ağacın Eğitimi’ni geçen yıl okumuştum bir arkadaşımın tavsiyesi ile ve beni de oldukça derinden etkileşmişti. İnsan dediğimiz canlı ne zaman ki doğa ile ve diğer tüm canlılar ile bağını güçlendirecek o zaman hem kendisi hemde evrendeki diğer tüm canlılar rahat edecekler diye düşünmeden edemiyorum. Bizlerin ne kendimize ne de evrene saygımız var.
    Yazınızı okuyunca İlişkisi var ve Beden Asla Yalan Söylemez isimli kitapları merak ettim. İlk fırsatta okumaya çalışacağım. Sevgilerimle,

CEVAP VER