Amerika’lı ebeveynler çocuklarının oldukları kişi olmalarına izin veriyorlar!

0
1999
  • Ceyda merhaba, uzun yıllar Amerika’da yaşadın, ne kadar kaldınız?

Merhaba Güneş, sorunu cevaplamadan önce; sosyal medyadan birbirimizi tanıyorduk zaten ama bu vesile ile seninle yüz yüze tanışma fırsatı da buluyor olmamız beni gerçekten çok mutlu etti. Teşekkürler, bu güzel sohbet için…

Soruna gelirsek, aslına bakarsan Amerika’da yaşadığımız toplam süre 4-4,5 yıl gibi bir süre, çok uzun sayılmaz. Ama 2001 yılından beri farklı ülkelerde yaşayıp sonra tekrar Türkiye’ye dönüş yapıyoruz. İlk 2001 yılında Londra’ya gitmiştim. 1,5 sene Londra’da yaşadım. O zaman daha eşimle evli değildik. O da Almanya’da öğrenciydi. 2003 yılında hasret bitti ve evlendik. Evlendikten hemen sonra Almanya’ya gittik ve bir süre Almanya’da yaşadık. Türkiye’ye dönüp iş hayatına atılmış, hızımızı almıştık ki bu kez New York yolları göründü. 1,5 sene New York’ta yaşayıp sonra yine döndük Türkiye’ye. En son eşimin işi dolayısıyla Indianapolis’teydik. 1 sene oluyor Türkiye’ye döneli. Son 15 senemize baktığımda ortalama 3 senede bir Türkiye’den ayrılıp başka bir ülkeye gitmişiz. Gittiğimiz yerde de 2-3 sene kalıp yine kürkçü dükkanına geri dönüyoruz 🙂

  • İki çocuğun var, orada mı doğdular ?

Evet, öyle denk geldi. New York’ta yaşarken büyük oğluma hamile kaldım ve onu orada doğurdum. Küçük oğluma hamile kaldığımda ise İstanbul’da yaşıyorduk ve yeniden iş hayatına dönmüş, çalışan bir anneydim. Ama eşimin işi sebebiyle 7 aylık hamileyken tekrar Amerika’ya gitmemiz gerekti. Bu sebeple küçük oğlum da Amerika’da Indianapolis’te doğdu.

  • Türkiye’ye ne zaman döndünüz ? Türkiye’ye dönmek sana ne hissettirdi? 

Türkiye’ye döneli tam 1 sene oluyor. İnsanın evine dönmesi nasıl bir hisse yurtdışından Türkiye’ye dönmek de öyle bir his aslında. Odalarını, içindeki eşyaları, çekmecelerin içindeki kıyafetleri bile gözün kapalı bulabileceğin, hiç düşünmeden eşyaların yerini tarif edebileceğin, her şeyini ezbere bildiğin bir ev gibi Türkiye…

“Yurtdışı” ve “Türkiye” diye artıları eksileri alt alta yazacağım bir liste hazırlasam şu ağır basıyor diyemem. Yurtdışındayken çocuklar anneanne, babaanne, dede, dayı, amca kavramlarından uzak kalıyorlar diye üzülüyorsun, onları özlüyorsun. Türkiye’ye dönünce aile ile iç içe, doğum günü, mezuniyet gibi özel anları alien ile paylaşabildiğin tam istediğin bir ortamda yaşıyorsun ama bu sefer de her hafta çocuklarının elinden tutup evinin 500m. ilerisindeki o harika kütüphaneyi arıyorsun mesela… Yurtdışında yemek yaparken aradığın lezzetleri bulamayıp Türkiye’de alıştığın tatlara hasret duyarken, Türkiye’ye dönüşle birlikte o yemekler senin için o kadar cazip olmayıp garaj kapından çocuklarla birlikte bisikletlere binip evinin arka sokağından yemyeşil yollarda gittiğin, içinde ördeklerin yüzdüğü göletlerin kenarında oturup dinlendiğin, piknik yaptığın hafta sonu eğlencelerinizi canın çekebiliyor…

Yani hayatta her şeyin artısı ve eksisi var. Önemli olan o andan keyif almayı becerebilmek. Hayat içinde bulunduğun/yaşadığın mekandan bağımsız bir şey; sadece anı yaşamak ve tadını çıkartmak gerekiyor… Ben bunları söylüyorum ama yapabiliyor musun peki gerçekten dersen tabii ki ben de zorlanıyorum… Sadece bunun bilincindeyim ve elimden geleni yapıyorum diyelim 🙂

  • Amerikalı ebeveynlerin çocuklarına yaklaşımları ile Türk ebeveynlerin yaklaşımları arasında nasıl farklar var sence?

Bence dağlar kadar fark var 🙂 Ama bunu biri diğerinden daha iyi anlamında söylemiyorum. Sadece “evet, aramızda farklar var” anlamında söylüyorum. Çünkü bence ebeveynliğin tek bir “doğru” yolu da yok. Ayrıca yaptığımız ebeveynliğin ne kadarı içinde yaşadığımız kültür tarafından bize dikte ediliyor? diye de sormamız lazım önce…

Ama gördüğüm en temel farklar şöyle;

Öncelikle çocukların oldukları kişi olmalarına izin veriliyor!

Bunu yaparken de kendi kendine yeten, görev ve sorumlulukları ile başa çıkabilen, becerikli kişiler olarak hayata hazırlanmasını sağlıyorlar… Bunu sağlamak demek o çocuğu bağımsız bir birey olarak görebilmek demek aslında… Birey olma kavramına çok değer veriliyor. Amerika’da 3-4 yaşındaki çocuğunuzla doktora gittiğinizde doktor size dönüp “çocuğunuzun nesi var?” demez, önce çocuğa merhaba der ve ne sorunu olduğunu bizzat ona sorar. Çünkü çocuk anne babanın bir uzantısı değil, bir bireydir. Çocuklar da buna o kadar alışkındır ki kendi dertlerini kendileri anlatırlar doktora. Bizim kültürümüzde belki de çocuk bu davranışa alışık olmadığından çoğu zaman çocuklara soru sorsanız da cevap alamazsınız. Ya utanır, ya da anne babasının ondan daha iyi bileceği fikri ile onlara bakar, susar.

Bunun yanı sıra çocuğu birey olarak kabul ettiğiniz zaman çocuğunuz sorumsuzluk yaptığı zaman bunun doğal sonuçlarına katlanmasına da izin vermeniz gerekiyor. Türkiye’de anne babalar olarak sanırım bu kısımda kıyamıyoruz ve korumacı davranıyoruz. Oysa çocuğa yaptığımız en büyük kötülük de bu oluyor. Çünkü farkında olmadan çocuklarımızın bağımsız birer birey olmasını engelliyoruz. Sonra bir gün anne baba artık çocuklarının büyüdüğüne karar verip kendisi yapsın, kendisi anlatsın, kendisi sorunu çözsün istiyor. Ama bu bir süreç aslında. 6-7 yaşına kadar çocuğunuz ödevini evde unuttuğunda onun sonuçlarına katlanmasına izin vermediyseniz, su matarasını unutmasın diye ondan önce davranıp içine suyunu koyup çantasına siz yerleştirdiyseniz, kıyafetlerini siz giydirip, ayakkabısını siz bağlayıp, kalem kutusunu siz hazırladıysanız bu çocuğun kendi işlerini görmesi oldukça zor. Çocuklar sorumluluk almayı da sorumsuz davrandıklarında ne olacağını tecrübe etmeyi de aşama aşama öğreniyorlar.

Amerika’da ve Avrupa’da gözlemlediğim çocuğun hata yapmasına izin verilmesi.

Uç bir örnek olacak ama Türkiye’de yağmur yağarken dışarıda terlikle dolaşan bir çocuk görsek ilk aklımıza gelen büyük bir ihtimalle şu olur; “Dışarıda yağmur yağıyor, annesi ne biçim giydirmiş bu çocuğu, ne ilgisiz, rahat anne!”. 6-7 yaşındaki bir çocuk bile hala toplumun gözünde birey olamadığı için onun davranışının sorumlusu anne baba olarak görülür. Oysa yurtdışında sizi kimse bununla yargılamaz. Çocuğu bir birey olarak kabul ettikleri için bilirler ki bu çocuğun tercihidir ve zaten hiçbir yetişkin yağmur yağarken çocuğuna terlik giydirmez. Sadece uyarılarına rağmen inat ediyorsa “hata” yapmasına izin verip sorumluluğu çocuğa vermişlerdir.

  • Amerika eğitim sistemi ile Türkiye eğitim sistemini karşılaştırabilir misin?

Tabii benim buradaki gözlemlerim bir anne gözüyle anaokul dönemini kapsıyor. Sadece bu seviyede bir kaç yorum yapabilirim;

Amerika’da her şeyden önce “güvenlik” kavramı geliyor. Eğitim sisteminde de bunu hissediyorsunuz. Çocuğunuzu okula teslim ettiğinizde sadece okulda değil, okul dışında da onun güvenliğiyle ilgili alt yapı sağlanmaya başlanıyor. Büyük oğlum anaokulundayken eve bir gün bir kağıt geldi. Herhangi bir sorun olduğunda ilk aranması gereken kişinin telefon numarasını yazmamız isteniyordu. Kayıt sırasında bu tarz formlar doldurduğumuz halde tekrar eve kağıt göndermeleri ilginç gelmişti. Neyse kağıda telefon numaramı yazdım imzaladım, gönderdim. Sonra aradan 3-4 hafta sonra alış-veriş sonrası kasiyer kayıt işlemi için cep telefonumu sorduğunda birden oğlum ezbere telefon numaramı söylemeye başladı! Oldukça şaşırmıştım. Meğerse okuldan acil durumlar için gerekli olan telefon numarasını tekrar istemeleri bunun içinmiş. Okulda çocuklara bu telefon numaralarını ezberletmişler. Buna bayılmıştım! Bir okul gezisi olduğunda öncesinde çocuklara fosforlu renkte okulun özel tişörtler giydiriliyor, boyunlarında okulun numarasının olduğu kartlar asılıyor. Olası bir durumda kaybolurlarsa ve tanımadıkları biri onlarla konuşursa ne yapmaları gerektiğine kadar anlatılıyor. Güvenlik konusunda Amerikalıların hassasiyeti bazen fazla gelebiliyor ama doğru yaptıklarını düşünüyorum.

Başka bir gözlemim ise aslında biraz önce konuştuğumuz birey olma kavramı ile örtüşüyor.

Amerika’daki öğretmenlik kavramı da bizim öğretmen algımızdan çok farklı. Türkiye’de özellikle anaokul ve ilkokul birinci sınıf öğretmenleri annenin bir devamı gibi görünüyor ve veliler tarafından da öğretmenlerin omuzlarına öyle bir beklenti yükleniyor. “Evde anne neyse okulda da öğretmen odur” şekilde çift rolle çalışmaları bekleniyor. Aslında okul da onların iş yeri ve böyle bir yük öğretmen için çok yorucu. Gerektiğinde çocuğun kişisel temizliğine bile yardımcı olur bizim öğretmenlerimiz. Amerika’da bir anaokulu öğretmeni 3 yaşındaki bir çocuğun tuvalete girdikten sonra kişisel temizliğini nasıl yaptığıyla ilgilenmez. Çocuk özellikle 3 yaşından itibaren artık tamamen kendi başına yemeğini yiyebilen, giyinip tuvaletine giden bağımsız bir bireydir onların gözünde. 3 yaşına gelmiş hala kendi başına giyinemiyorsa, yemek yerken yardım bekliyorsa sizinle görüşmek isteyebilirler.

  • Blogundan biraz bahseder misin bize? 

2009 yılında büyük oğlumun doğduktan sonra her anne gibi benim de kimyam bozuldu ve kalbim başka türlü atmaya başladı. New York’tan Türkiye’ye döndüğümüzde oğlum 7 aylıktı. İşe başladığımda ise 9 aylık olmuştu. 9 ay boyunca 7/24 birebir büyüttüğüm bebeğimi bakıcıya bırakıp işe gitmek bana çok ağır geldi o dönem. Sabahları oğlumdan ayrılıp apartman kapasında ağlayıp, makyajımı silip işe gittiğim zamanları bilirim. Oğlum 2 yaşına geldiğinde ise bendeki bu duygu birikimileri içimdekileri yazmaya itti ve bir gün kendimi internetten blog alırken buldum. AnnemdenHikayeler’in çıkışı böyle oldu. Bayağı uzun bir süre sadece eşim okuyordu yazdıklarımı. Sonra bir gün eşim yazdığım yazılardan birini kendi Facebook sayfasında post etmiş. Böylece arkadaşlarımın ailemin de haberi oldu blogumdan. Duyduğum güzel geri dönüşler edebiyatçı kimliğimi kabarttı sanki. Bir ara her akşam bir yazı yazıyordum ya da yazabiliyordum diyelim… Şimdilerde ise bloğum biraz durgun. Çocuklar, iş, hayatı ve ev üçgeni içerisinde hiçbir şeye vakit bulamıyorum…. Neredeyse hiçbir şey yazamaz oldum şu son yıllarda. Umarım seninle yaptığımız bu sohbet ile yeniden can bulurum ben de…

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER