KAYGILI EBEVEYNLİKTEN GÜNEŞLİ PARLAK GÜNLERE…

2
755

Anne olmak, –henüz çok uzağında olduğum zamanlarda– sımsıcak ve pembe pamuk şeker gibi tatlı  bir düştü benim için. Tıpkı çoğu hemcinsim gibi.

Hayatıma mis kokulu, zeytin gözlü bir bebek girdiğinde ruhum deryalar gibi engin, yüreğim kuş tüyünden yumuşaktı. Hayaller işledim, dokudum, biriktirdim günlerden günlere… Yerçekiminden kurtulmuş gibiydim sanki. İçimde tazecik umutlar boy veriyordu.

Yaşamdaki hiçbir zevk, mutluluk ya da tatmin; anne olmakla hissettiklerime yetişemiyordu. Çığ gibi büyümekteydi kalbimde sevgi… Evlat sevgisi… Hep dedikleri gibiydi gerçekten. Hiçbir şeye benzemiyordu.

Fakat ritmik bir akış içindeydim her anki gibi. Başlangıç ve bitişler içinde sıkışmıştı duygular ve gerçekler. Yani hayatın ta kendisi. Bazen de halkalar gibi sanki. Birbirinin içinde, birbirinin uzağında, kesişen ve iç içe geçmiş sayısız çember.

Kalbimde kelebekler uçuşmaya henüz başlarken,   -ya da belki gizli bir şekilde kelebeklerden bile daha önce- yeşeren umut bahçeme simsiyah bir damla düştü. Sakin başlayan bir yağmur gibiydi. Önce birinci damla, sonra ikinci, üçüncü, dördüncü… Ardından ısrarlı bir sağanağın altında buldum kendimi. Kaygılar tüm benliğimi sırılsıklam etti.

Görmekten, duymaktan, bilmekten korktum bazen. Bazen de hayalgücümden yoruldum. Anladım ki tozpembe bir mutluluk vaadetmiyordu annelik. Bu yolun yarıdan çoğu korkulardan geçiyordu.

Büyümek, dünyanın ne denli tekinsiz bir yer olduğunu idrak ettiğimiz ilk anla başlıyordu galiba. Sancılıydı. Annelik de hayatın getirilerini kendinden önce kucağındaki bebek için sorgulamaya ve kabul etmeye başladığında… Kalplerimize saplanan en gösterişli  sancıydı anne olmak.

Zor bir zamana doğduk biz. Dünyada bunca savaş ve katliam, haksızlık ve zulmün olduğu başka bir çağ olmuş mudur? Kötülüklerin tsunamisi altında insanlığın ordan oraya çarpılıp bu kadar sersemlediği başka bir  dönem yaşandı mı acaba?  Hiç bilmiyorum.

Gelişen bilim ve teknoloji, bizleri şu ana kadar tanımadığımız türden tehlikelerle burun buruna getirdi. Çocuğumuz en masum haliyle internette oyun oynarken, karşısına azılı bir katil, vahşi bir sapığın çıkma olasılığı hiç de düşük değil.

Çocuklarımızı bilgisayardan, internetten, modern çağın sunduğu imkanlardan bütünüyle kısıtlamak ise imkansız.

Çok değil, daha yirmi otuz sene önce henüz kendimiz çocukken, sokaklarda rahatça akşama kadar gezip oynayabiliyorken, şimdi on beş yaşındaki çocuğumuzu markete yolladığımızda gözümüzü pencereden ayıramıyoruz.

Hiç yollamamak, her işi kendimiz yapmaya çalışmak ne kadar doğru? Ne kadar mümkün? Dahası hayata karşı çocuklarımızı her alanda yetiştirmek de bir zaruret değil mi? Ölene kadar alışverişlerini biz yapabilir miyiz mesela?

İyi öğretmen, başarılı okul bulacağım diye kılı kırk yarıp kendimizi paralıyoruz. Yeri geliyor, herşeyimizden kısıp onlara en iyi imkanları sunabilmek için kendimizi heder ediyoruz. Ama okul kapısında yuvalanan çeteleri, kurulmuş tuzakları aklımıza getirmek bile istemeyiz.

Gözümüzün önünden hiç ayırmamak için eve kapatmak daha mı iyi olurdu acaba? Ya da karnımızda taşıdığımız zamanlarda olduğu gibi, her an dip dibe olmak için sırtımıza mı yapıştırsak?

Sosyal olsun, gerçek hayatla temas etsin, insanları tanısın diye arkadaş edinmesini istiyor, teşvik ediyoruz. Sonrasında öğrendiği saygısız davranışları, küfürleri, vurdumduymazlığı, bencilliği görünce de küçük dilimizi yutuyoruz.

Dostluk kurmasını, arkadaş edinmesini yasaklasak, sahi daha güvenli olmaz mı? Evde ilmik ilmik işlediğimiz terbiyenin bekası için en doğrusu bu gibi. En azından insanlardan daha az kazık yiyip, daha az acı çeker. Mantıklı değil mi? Sahi bu toplum ahlaken ne zaman bu kadar çöktü?

Sokakta yürürken, bir düğün eğlencesinde ya da bir piknikte birşeyler atıştırıp oyunlar oynarken, güvenlikli sitelerimizin bisiklet  parkurunda pedal çevirirken,  tam o esnada patlayan bir bombaya kurban gitmeyeceğini garanti edebilir miyiz?

Trafikte, oto koltuğunda seyahat ettirmekle onu her tehlikeden korumuş olabilir miyiz?

Bakıcıya emanet ettiğimizde gönlümüz ne kadar rahat?

Kaderi pamuk ipliğine bağlı bir coğrafyada yaşamakta iken, gelecekle ilgili hayallerimiz ne kadar gerçekçi?

Dikkat ettiyseniz, annesel iç seslerden kaynağını alan “Aman cereyanda kaldı üşütecek elleri kirliydi mikrop kapacak ayy ya uyurken yatağından aşağı düşerse / şu balkon demirlerini hemen yükseltmek gerek söz verdim tutmadım- güven duygusu sarsılacak şekere alışmasın, abur cubur yemesin ekrana bakmaktan gözleri bozulacak yeterince ilgi gösteremedim, psikolojisi alt üst olacak” türünden kaygıları hiç dillendirmedim bile.

Belki bu tip olanlarla başetmek biraz daha kolay geldiği için. Biraz daha kontrol sahamızın içinde kaldığı için. Ya da bunları da maddelersem, yazının sonunda gidip balkondan aşağıya atlamak isteyebilirim. Kendimi durdurmak zorundayım gerçekten.

Tüm bu –ne yazık ki hayal ürünü olmayan– kaygılar bana kendimi şöyle hissettiriyor; üstüme koca bir hipopotam oturmuş gibi. Amansız bir karabasan çökmüş gibi.

Yüzümü yeniden, kalbimde yeşerttiğim umut bahçeme döndürmek istiyorum. Derin bir nefes alıp, kaygıların karasına batmış gözlerimi, coşkulu bir günebakan gibi güneşin sarısıyla yıkamak…

Derdim anne olmaktan alıyorsa kaynağını, dermanımı da aynı kaynaktan bulurum belki diyorum.

Kendimi pişpişliyor, sakinleştiriyor, derin bir uykunun ılık rüyalarında iyileştiriyorum.

Yeniden canlanıyor, tekrar hayata tutunuyorum. Eteğime tutunmuş çocuklarımla, güzel ve güneşli günleri hakeden tüm dünya  çocuklarıyla beraber…

Hatırlıyorum uzun zamandır unuttuğum, bana unutturulmuş olan şeyleri.

Anne olmak hayata dokunmak, hayatlar kurmak, güzelleştirmek demekti. Çocuklar bizim geleceğimizse, annelik de güzel bir geleceği inşa edebilmektir.

İnanmak istiyorum. İnanıyorum. Bu kadar ürkütücü olmayacak ileride dünya. Küçücük değişimlerle, ufacık iyilik adımlarıyla başlayacak herşey. İyi insan olacak, iyi insanlar büyüteceğiz. Doğruluk ve güzellik büyüyüp kuşatacak hayatlarımızı. Çocuklar ölmeyecek, yaralanmayacak, annesiz kalmayacak.

İnanıyorum. Bir gün bu orantısız kaygı sarmalından kurtulacağız hep beraber. Hislerimiz yeniden kontrol altında olacak. Ne zaman kurtulmaya başladığımızı bile farketmeden, yavaş ve yumuşacık değişimlerle olacak herşey.

İnanıyorum. Omuzlarımızdaki tonluk küfelere benzeyen kaygıları; ağaçlı, böcekli, bol çiçekli resimlerle takas etmek mümkün aslında.

Erdemli ve  adaletli insanlar bir ütopya değil. Paylaşmayı ve sevmeyi bilen nesiller yetiştirebiliriz elbette. Yeniden güneşli ve parlak günlere yelken açabiliriz.

Umutla, inançla ve gayretle. Neden olmasın?

www.annekalbim.com

https://www.facebook.com/annekalbimcom/

https://www.instagram.com/annekalbim/

 

2 YORUMLAR

  1. Canım aklımdaki tüm kaygıları yazmışsın :)Her anne aynı yollardan geçiyor sanırım. Herşey güzel olsun, Allah a emanet diye düşünüyorum bende. Sana bir şey danışmak istiyorum Güneşçim. Tatilden geldikten sonra İlkim Ada 2 gündür çok asabileşti. Belki de tatille ilgisi yoktur, öle denk gelmiştir. Sinir krizleri olmamıştı şimdiye kadar. Bu hafta tatilden döndükten sonra evde bana ve babasına bağırarak konuşmaya başladı. Oyuncaklarını sinirlenip etrafa atmaya başladı. Hatta manyak ve pislik kelimelerini öğrenmiş. En ufak hoşuna gitmeyen bişeyde bize bağırarak manyak, pislik diyor 2 gündür. Oyuncaklarını yere atarkende bu kelimeleri kullanıyor. Biz sadece böyle davranmak güzel bir davranış değil diyoruz. Fazla tepki vermiyoruz. Ama nasıl davranacağımızı şaşırdık. Tepkisiz bir şekilde kalıp, bırakalım böyle mi davransın yoksa alıp karşımıza konuşalım, böyle davrandığında yapmaması gerektiğini kararlı bi şekilde söyleyelim mi? Tepkisinin dışa vurumu diye düşündüm bende. Sen ne dersin? Bu şekilde saygısız davrandığında nasıl tepki vermeliyiz?

    • Bizimkiler de bazen uygunsuz davranış sergileyebiliyorlar. ‘Bu doğru bir davranış değil, hayır, dur’ diye net olarak söylüyorum. Tabi bu durumda ağlama olabiliyor, sabırla sakinleşmesini bekliyorum. Asabileşmesinin altında ne var acaba? Okula filan başladı mı? Onunla ilgili olabilir mi? Karşına alıp konuşsan aslında neden gergin onu anlayabilsen keşke. O anlaşılırsa daha kolay orta yol bulabilirsiniz çünkü. Asıl neden ortaya çıkmayınca çok fazla konular da çözülemiyor.
      Sevgiler,
      Güneş

CEVAP VER