Onlar Duygularını İfade Etmeyen Bir Neslin Çocukları

0
2644
Ayben Ertem, 15 senedir ailelerle ve çocuklarla çalışan bir terapist. Kendisi ile çocuklar ve duyguları, Türkiye’deki ailelerin çocukların duygularına yaklaşımı, duyguları ifade etmenin önemi, duyguların kabulü gibi konularda mini bir sohbet gerçekleştirdik.

 

Sevgili Ayben ebeveynlerle sıkça zaman geçiren bir aile terapisti olarak bizim jenerasyonu nasıl değerlendiriyorsunuz? (X jenerasyonu; 1965-1979 arası doğumlular)

Bizim nesil ya annesinden babasından gördüğünü devam ettiren ya da ya da tam tersini yapan bir nesil. Bizim anne babalarımızkendi anne babaları tarafından genelde çok duyguların konuşulmadığı; ‘çok gülme’, çok yüksek sesle kahkaha atma’ gibi sıkça uyarılmışlar.

Yeni nesil ebeveyn çocuklar duygularını yansıtsın istiyor, ancak kendi ailesinden getirdikleri var. Bir anda ağzından çıkıyor çocuğuna ‘çok gülme’ diyebiliyor. Sonradan ‘A böyle dememem lazım’ diyor. ‘Ağlama ayıp olur, niye ağlıyorsun? Herkesin içinde bu kadar ağlanmaz. Herkes bakıyor…’ diye. Çatışmayı da yaşıyorlar.

Bir yandan biliyorlar ama kendi ailelerinden getirdikleri şeyler de var. Okul öncesi çocukta duygusal gelişimi desteklemek oldukça değerli. Gelişim süresince çocuklar duygularını kendileri deneyimliyor ve karşı tarafın duygularını anlamaya başlıyor; (8,9,10 yaşlarında). Bununla birlikte üç yaşındaki bir çocuk da gözyaşı görünce üzüntü duygusunu anlar aslında, ama daha büyük yaşlar kadar da anlayamaz.

Genelde ebeveynler okul öncesindeki çocuklara da okul çocuğu muamelesi yapabiliyorlar.

Çocukların kendi duygularını deneyimlemesi gerekiyor. Ebeveynler ise bu duyguları bastırıyorlar. Çocuk kendi duygusunu tanıyacak, anlayacak ki karşı tarafı da zamanla anlamaya başlayacak. Çocuk öfkesini sinirini ya da üzüntüsünü doğru kanallara ifade etmeyi öğrenebilir.
Tabi bunun kültürümüzle de çok bağlantısı var. Örneğin Çin ya da İsrailde de durum aynı, hiç biri duygularını ifade eden ülkeler değiller. Duygular kültür aile dinamikleri ve değerler ile bastırılıyor. Gelenek göreneceklerimize ve geçmişimize de çok bağlı.


Özünde neden duygularını ifade etmeyen ebeveynleriz sizce ?

Etnografik çalışmalara göre konu duygular olunca kültür farklılıkları kaçınılmaz oluyor. Bazen duygularla ilgili kültürel beklentiler kural gibi de yerleşiyor. Bazı toplumlarda öfke gösterilmez bazı toplumlarda da sevinç gösterilmez.

Kültürler, insanların duygularını nasıl ifade edeceğine kadar belirleyebiliyor hatta. Bizim toplumumuzda da bizim neslimizde ve bizden önceki nesillerde rahatlıkla görebildiğimiz “fazla gülme, fazla sevinme” “çok ağlama” “erkekler ağlamaz” “güçlü olman lazım, zayıf davranma” gibi duygularımızı bastırmaya yönelik öğrenilmiş davranışları hepimiz biliyoruz. Bunlar bilinçaltımıza nesiller boyu kayıtlandığı için yeni jenerasyon annelerde bile bazen bunları görüyoruz. Duygular gösterilmez öğretisini değiştirmeliyiz. Bu yavaş yavaş değişmeye başladı, bunu görmek de sevindirici..

aybino

Peki tamam duygularımızı ifade etmiyoruz, peki bunun ne gibi bir zararı var ki? 

Duygusal gelişim, en az bilişsel gelişim kadar önemli. İleride ‘ben nasıl bir birey olacağım nasıl davranacağım?’ konusunu şekillendiriyor. Herkes öfkelenebilir. Ancak önemli olan duygunu nasıl ifade ettiğin. Örneğin öfkeni belli etmiyorsun eve gidiyorsun evde annene babana çatıyorsun, bu doğru değil. Böyle zamanlarda ilişkiler etkileniyor. Evdeki iletişim kopabiliyor. Bu davranışın kökeni nerede acaba buna bakıyor olmak gerekiyor.

Bebekler korku yaşar, neşe, mutluluk, üzüntü yaşar, sonra diğer duygular gelir. Bilişsel seviye geliştikçe utanma ve gurur duyma ve endişe gibi duygular da gelir. Kelimeler gelir ve düşünme sistemi gelişir.

Örneğin destek isteyen bir danışan ‘Toplumun içinde konuşamam’ diyor. Zamanında utanma duygusu ile nasıl başa çıkacağını bilmediğinden iş hayatında problemler yaşayabiliyor. Bu nedenle duygularla yüzleşme, onları tanımlama, onları kabullenme ve tabi bunların zamanında olabilmesi çok değerli.

Aslında çocukların gelişimi için ‘Duygusal’ ‘bilişsel’ ve ‘fiziksel’ gelişim de var, değil mi?

Evet kesinlikle ve tüm bu alanlardaki gelişim paralel olarak gerçekleşiyor. Çocukların duygusal gelişimi ve bu doğrultuda hangi duyguyu yaşadıklarını fark etmeleri, bunu dile getiremeseler bile hangi duygunun yaşandığının çocuğa ifade edilmesi kıymetli. Bunlar çok basit alıştırmalar ile yapılabilir aslında. Çocuğa içinde bulunduğu duygu durumu tarif edilebilir.

Örneğin; mutlu bir insan yüzü gösterilebilir. Bu kişi mutlu, ‘Neden mutlu sence? Senin mutlu olduğun zamanları anlatır mısın?’ gibi aslında duygular içerisinde bir keşfe çıkarabiliriz. Çocuk okul çağında somuttan soyuta geçmeye başlıyor.

21.yüzyıl çocuklarını yetiştiriyoruz. Onların anne babaları olmak hepimiz için çok zor. Çok talepkar, çok zeki bir nesil ile karşı karşıyayız. Ancak bu yıl Dünya Ekonomik Forum’unda da öne çıkan gündemlerden bir tanesi ‘Çocukların duygusal gelişimi’ konusuydu. Bununla ilgili bir şey yapmıyoruz. Belki nasıl yapacağımızı da bilmiyoruz aslında. Bilişsel gelişime yönelmek daha bilinen, daha çok tercih edilen bir yol değil mi?

Duygusal gelişime yönelik pek bir şey yapmıyoruz. Bilişsel gelişimi destekleyen pek çok materyal var. Ama duygusal gelişimi destekleyen fazla da araç da yok maalesef.

Örneğin bir yetişkin düşünelim bir kadın ‘Kocama kızdım boşanacağım’ diyor, bunun arkasında ‘bir dur düşün olmalı’ aslında. Sakinleşmeli ve düşünmeliyiz. Bu duygunun arkasında ne var ona bakmak lazım. Bu içsel ve duygusal keşifleri ancak çocukluktan itibaren duygularımızı anlarsak ve geliştirirsek anlayabiliyoruz. Çünkü bilişsel gelişimi çocuklar her yerden alıyor. Özellikle okullarda yoğun bir akım var ve kurslarda.

Duygusal gelişime destek vermek için ailelerin çocuklara duygularını keşfetme, isimlendirme, hissettiğini fark etme gibi konularda yanlarında olmaları oldukça faydalı olacaktır. Yetişkin olduğunda karar vermede, seçimlerde bu duygusal gelişim çok önemli bir yere sahip oluyor.

Anneler de öğretmenlik yapıyorlar ve evde bayağı bilişsel gelişimi destekliyorlar.

Evet kesinlikle öyle. Duyguların konuşulması ve ifade edilmesi çok değerli. Dört yaşındaki bir çocuk bile ‘ben sana kızdım’ ve şu nedenle kızdım’ı size anlatabilir. Bunların anlatılması, ifade edilmesi çok çok önemli. Kızgınlık ifade edilmediğinde daha yıkıcı bir davranışa yol açabiliyor.

Duygusal zeka ile duygularını ifade etme arasında bir ilişki var mı?

IQ’su yüksek ama duygusal zekası düşük insanlar duyguları ile nasıl baş edebileceğini bilmeyen insanlardır. Ani öfkelenen insanlar var, aniden bir şey fırlatan insanlar var, bunlar duygusal zekası düşük olanlar. Bu insanlar duygusal gelişimini yaşamamış, duyguları tanımlama ve ifade etme evrelerini geçirmemiş duygusal gelişimini tamamlamış olabilir.

Herkes herşeye kızabilir ya da sinirlenebilir, bu çok normaldir. Önemli olan o duyguyu nasıl yaşadığın değil, onu nasıl ifade ettiğin, ‘bunlardan dolayı ben sana kızdım bunu konuşmak isterim’ diyebilirim.

aybino

X kuşağı olarak Z kuşağı jenerasyonu yetiştiriyoruz. Kaygılarımız endişelerimiz çok, çocuk bakımını kitaplardan öğreniyoruz. O kitaplarda da duygusal zeka, duygusal gelişim çok fazla yer bulmuyor kendine, daha çok yaşanan durumlar karşısında reçeteler var ebeveynler için…

Duygusal gelişime problem gibi de bakmamak lazım esasında. Gelişimi sağlarken çocuğa üzülmek, mutlu olmak, kızmak, gibi duyguları günlük yaşam içerisinde deneyimletmektir. Bunları siz de çocuğunuzla deneyimlediğinizde gelişip gidiyor.

Çocuk dışarıda kendini yere attı diyelim ki, anne o durumda ne yapacağını şaşırıyor, o kitabi bilgi de o anda gidiyor zaten.

Kitapta yazan ama deneyimlemeyen bir şey çok zor akla geliyor. İçselleştirmek önemli. ‘Tamam şimdi kızgınsın, sakinleş bunu daha sonra konuşalım’ demek otomatik gelmiyor. Bunun otomatiğe binmesi lazım.

Tabi ebeveynlerin kendi travmaları da olabilir. Bastırılmış duyguları olabilir. Annelerin de kendi duygularını, duyguları ile nasıl başa çıktıklarını fark etmeleri lazım. Ezbere olacak bir şey değil.

Peki bunu nasıl yapabilirler?

Bir şeye ani sinirlendi o anda bir durmak, ‘Şu an ne oldu? Şu an nasıl hissettim? Bunun arkasında başka ne var?’ diye düşünebilirler.

Korku ya da kızgınlık tek başına gelmez, başka duygular da beraberinde gelebilir. Örneğin aşağılanma gelebilir, utanma gelebilir. Bir kendi içine dönüp bakabilir. ‘Ne oldu bana şu anda?’ diye düşünebilir. Bunu sorduğunda ve kendini biraz sorguladığında, oradaki baş etme mekanizmasında bir sıkıntı varsa bununla baş etmek üzerine çalışabilir.

Kendi baş edemiyorsa bir uzmandan yardım da alabilir.

Çocukların duygusal gelişimine destek olmak için ne yapabilir anneler?
  • Ebeveynler çocuklarının bir şeye sevindiğini gördüklerinde aynalama yapsınlar. Böylece çocuk sevindiğinde o duyguları yaşadığını fark edecek. Hissettiğini isimlendirmiş olacak. Heyecan ve mutluluk için yapılabilir hatta kızgınlık için dahi yapabilirler. Örneğin; ‘Bunu alamadık üzüldün, şundan dolayı almadık. Bu seni üzdü’ vb.
  • Çocuklar görülmek ve fark edilmek istedikleri için duygularını ifade etmek aslında görüldüklerinin de bir ispatı olacaktır. Ben seni görüyorum, ebeveynin olarak bu duyguyu yaşadığını fark ediyorum.
  • Duyguları keşfetme bir oyuna çevrilebilir. Bir başkasının davranışını gördüklerinde ‘sen kızar mıydın? üzülür müydün?’ diyerek başkası üzerinden iletişime geçme sağlanabilir.
  • Aybino etkinlik kutularından edinebilirler. Bu kutular ve Aybino oyunları çocukların duygularını keşfetmeleri, duyguların evde dile getirilmesi üzerine kurulu. Aybino kutuları ile annelere duygusal gelişimi nasıl destekleyeceklerini öğretmeye çalışıyoruz. Çocukların duygularını ifade etmeleri için ortam hazırlama, duygu küpü ile oyun oynama gibi pek çok etkinlik yer alıyor. Çocuk kızmış olabilir ancak neden kızdığını annesi ile konuşursa ilerde davranışını daha yumuşatabilir. Çünkü çocuk kızgınlığını söylemediğinde, duygusunu ifade etmediğinde daha sonra başka yıkıcı davranış biçimlerine giriyor.
Peki neler var bu Aybino kutusunda?

Kutunun içinden her ay 7 yeni etkinlik çıkıyor. İki etkinlik tamamen duygulara odaklı diğer beş etkinlik de terapötik oluyor.

Terapötik ne demek?

Terapötik aslında iyileştirici demek. Daha çok psikologlar, psikiyatristler tarafından kullanılan bir terim. Aile içinde bir sıkıntı gördüğünüzde, ebeveynler de Aybino kutusundaki etkinliklerle çocukla iletişime geçebilirler. ‘Bu çocuk neden endişeli, bu çocuk neden kızgın?’ bunun üzerine çalışabilirsiniz. Siz de aileler olarak kendi içinizde bir terapötik yaklaşım yapabilirsiniz. Öfkesini, endişesini üzüntüsünü konuşabilirsiniz. ‘Burada bir problem var, biz de aile olarak destek olabiliriz’i konuşabilirsiniz.

Çünkü aslında kızgınlık ve endişe çocuğun hatta her yetişikinin her anında var değil mi?

Kesinlikle. Her anda var.

Terapötik oyunlar ve Aybino kutuları ile en azından ben de ailelere destek olursam faydalı olur diye düşündüm. Bu yaklaşım ve etkinlikler de bu şekilde ortaya çıktı. Kutunun içindeki terapötik yaklaşım soruları ile aileler yönlendirildiği için, aile kendi içinde iletişimle de pek çok konuyu çözebilir. Yurtdışında bu tip oyunların oynanması çok yaygın. Fakat Türkiye’de bir muadili yok, ben de bu ihtiyaçtan yola çıkarak terapotik oyun yaklaşımını ülkemize taşıdım.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER