Çocuk Yetiştirme Rehberi; ‘Belki yanılıyoruz belki de çocuklar yetkindir’

‘Belki yanılıyoruz; belki de çocuklar yetkindir.’ bu cümleyi ilk kez sevgili Beyhan’dan duymuştum; ‘çocuklara hep yarımmış gibi davranıyoruz’ demişti. Bu ifade beni derinden etkilemişti. Sahiden çocuklara bakış açımız yarım ve eksik olduklarına dair. Tamamlanması gerektiğine dair inancımızla onlara bir olumlu davranış kazandırma peşindeyiz. Çocuk yetiştirmek için sürekli onlara bir şeyler öğretmeye çalışıyoruz. Bu uğurda ters düşebiliriz, onlarla ilişkimiz bozulabilir. Ama amacımız kutsal, sonuçta çocuk yetiştiriyoruz. Sonuçta yarımlar ve onları tamamlamamız gerekiyor öyle değil mi?

Ama biraz derine inince konu o kadar da basit değil. Ne zaman onların yarım olmadığını kabul ettim, bireyselliklerine ve bütünlüklerine saygı duydum; o günden sonra ben onlardan öğrenmeye başladım. Ve bu öğrenme beni inanılmaz geliştirdi, büyüttü ve olgunlaştırdı. Çocuklarımla ilişkime olumlu yönde katkısı oldu.

”Belki yanılıyoruz; belki de çocuklar yetkindir.’ diyor Margaretha Berg Broden. Doğumdan itibaren çocukların gerçek insanlar olmadıklarını düşünerek kesinlikle bir hata yapıyoruz. Çocukları gerçekten ziyade potansiyel insanlar olarak addetmeye eğilimliyiz; bir diğer deyişle, anti-sosyal ‘yarı insanlar’ olarak. Ve bu eğilim sonucunda, çocukların yetişkinler tarafından ağır bir etki ve manipülasyona tabi olmaları, ve eşit ve gerçek insanlar olarak sayılmadan önce belli bir yaşa ulaşmaları gerektiğine inanıyoruz.” Bu görüşe dayanarak ‘sen küçüksün’ deyip sıyrılıveriyoruz işin içinden çoğu zaman. 

Dünyanın pek çok ülkesinde, kültürlerde değerler hep aynı. Çocuklarımızı kendimize, yani yetişkinlere benzetmeye çalışıyoruz. Kalıplara sokuyor, öğrenmeleri gerekli olduğunu düşündüğümüz şeylerleri onlara enjekte etmeye çabalıyoruz.

Çocuk yetiştirmek oldukça zor bir süreç. Mesela biz çocukken büyüklerimizden korkardık, yaklaşık 3 yaşına geldiğimizde sessiz olmayı öğrenmiştik. Ama bugünkü çocuklar böyle değil. Anne-baba rollerin değişmesi ve toplum yapısındaki köklü değişikliklerle çocuklar da çok değiştiler. Artık korkmuyorlar, zaten sağlıklı olan da korkmamaları. Bu sayede daha dışa dönük daha canlı daha iletişimci bir nesil yetişiyor.

Geçtiğimiz haftalarda Jesper Juul’un ‘Çocuk Yetiştirme Rehberi’ kitabını okudum. Juul Danimarkalı bir aile terapisti, 48 doğumlu, çalışmalarına hala devam ediyor. Juul’un çocuğa bakış açısı biraz farklı. 21. Yüzyıl çocuklarını yetiştirirken artık çağın değiştiği, kendi yetiştiğimiz gibi çocukları yetiştiremeyeceğimiz, otoriter aileden modern aileye geçişte çocukları birer birey olarak kabul etmek ve kararlarına saygı duymak ve demokratik bir aile çatısı altında çocuklarla birlikte kararlar almayı öneriyor.

cocuk yetistirme rehberi

Juul, ‘Çocuklara güce ve otoriteye saygıyı öğretiyoruz diğer insanlara değil‘ diyor. Bu arada kitabın orijinal adı ‘Your Competent Child’ Yani ‘senin mahir çocuğun’ ‘senin kafi çocuğun’, ‘senin yeterli çocuğun’ olarak çevirebiliriz. Kitap bir otorite olarak aile yapısını ve değerleri sorguluyor, sonrasında sınırlar, sorumluluklar özdeğer ve özgüven eksenlerine anne-baba-çocuk ilişkisine farklı bir bakış açısı kazandırıyor.

Saygı

‘Saygı, yalnızca varolduğumuz için diğerlerine karşı duymamız gereken bir şey midir yoksa ‘kazanmamız’ gereken bir şey mi?’ Felsefik gelse de ne kadar temel bir soru değil mi? Ve büyük bir çelişki. Bu soru bile çocuklara bakış açımızı temelden sarsacak nitelikte. Eğer saygının kazanılan bir şey olduğunu düşünmüyorsak bu durumda toplumda eşit saygının olabilmesi için bizim eşimize, büyüklerimize duyduğumuz aynı saygıyı çocuklarımıza da duymamız, onların istek ve ihtiyaçlarına onları bir birey olarak görerek cevap vermemiz demek oluyor. Peki onların bireyselliklerine saygı duyarsak sahi neler değişir?

  • Kendilerine saygı duyulan çocuklar ilişki içinde oldukları insanlara da saygıyla yaklaşırlar.
  • Umursanılan ve ilgi gösterilen çocuklar, ilişki kurdukları insanları umursar ve onlara ilgi gösterirler.
  • Bütünsellikleri zarar görmemiş çocuklar diğerlerinin bütünselliklerine yönelik olarak yıkıcı bir davranış içinde olmazlar.

İşbirliği

Açıkçası cinsel istismarda ya da aile içi şiddette çocukların itaatkar olmalarına çok anlam veremiyordum. Ancak Jesper Juul’un kitaptaki çocuklarla işbirliği bölümü bu konuda adeta kafamda bir ampül yaktı diyebilirim. Önemli bir gerçek; çocuklar her daim işbirliğine hazırlar. Eğer işbirliğini kestilerse o anda mutlaka onların bütünlüklerine zarar veren bir durum var. Çocuklar işbirliği yaptıklarında çok fazla ilgi göstermeyiz ancak işbirliğini kestikleri anda tüm dikkatimiz onların üzerinde olur. Bu da işbirliği hakkında önemli bir ipucu.

Çocuk Yetiştirme Rehberi’nden bir örnek: ‘Lily’nin kreşe başlama yaşı gelmiştir, annesi kreşe bıraktığında Lily çok ağlamakta, babası bıraktığında ise hiç sorun yoktur. Tuhaf gelebilir ama Lily annesi ile burada işbirliği yapmaktadır. Lilly annesinin ayrılamama gibi bastırılmış duygularını hisseder ve bu duyguları kopyalar. Lily’nin annesi henüz ondan ayrılmaya hazır olmadığı için kızı da bu duyguları ağlayarak dillendirmektedir.’ İnanılmaz bir örnek değil mi? Bizim için işbirliği uyum anlamına gelirken, çocuklar sorunların tam üstünde durarak bunlara işaret ediyorlar aslında.

Çocuklar ya da yetişkinler kendilerini değersiz hissettiklerinde, sinirli, saldırgan ve huysuz bir ruh haline bürünürler. Çocukların sevgiyi duyması ve görmesi dışında bir de gönülden hissedebilmesi değerlidir.

Bütünsellik ve İşbirliği 

Çocuk Yetiştirme Rehberi; ‘Hem yetişkinler hem de çocuklar her gün iki seçenekle karşı karşıya kalırlar. Kendimize karşı dürüst mü olmalıyız(kendi bütünselliğimize, sınır ve ihtiyaçlarımıza değer vermek gibi) yoksa iletişimimizin selameti açısından isteklerimizden feragat mi etmeliyiz(cezalandırılma veya dışlanmaktan duyulan korku ya da boyun eğme).

Çocuklar çoğunlukla ebeveynleri tarafından baskı altında kaldıklarından işbirliğini tercih ederler. Ancak buradaki işbirliği her zaman uyum demek değildir. Çocuklar sorunun üstünde oturur ve çoğu zaman soruna işaret ederler.’

Mesela bir çocuğun fiziksel bütünselliğinin en önemli bileşenlerinden biri ne zaman ne kadar yiyeceğine kendinin karar vermesidir. Ancak bu temel hak bile tüm kültürlerde en çok ihlal edilenlerdendir. Aynı şey, uyku, ders çalışma, oyun oynama gibi aslında hem temel hayati fonksiyonlar hem de zamanın nasıl değerlendirildiği gibi konularla da direkt olarak ilişkilidir.

Özdeğer ve Özgüven

‘Ebeveynler ancak çocuklarını kaybetme olasılığıyla yüz yüze geldikleri zaman, onları yalnızca varoldukları şekilde sevmenin ne demek olduğunu hatırlarlar.’ Kitaptaki en vurucu cümle buydu sanırım. Sahiden öyle mi? Evet belki de öyle. Oysa çocuğumuzu olduğu gibi kabullenmek ve sevmek, onu değiştirme çabası içerisine girmemek, ortada bir değişim varsa buna şahitlik etmek, ihtiyaç varsa eğer liderlik etmek de ayrı bir yaklaşım olsa gerek.

Özdeğer duygusuna sahip bir çocuk piyano çalmayı başaramazsa ‘bu bana göre değil’ diye düşünebilir. Ancak düşük özdeğere sahip bir çocuk ‘hiç bir şeyde iyi değilim’ diye düşünebilir. Bir şeyleri yapabileceğimizi hissetmemiz, kendimiz(olduğumuz kişi) hakkında daha iyi hissetmemizi sağlamaz. Bunlar birbirinden ayrı şeylerdir.

Biz varolduğumuz için değerliyiz ve saygı duyulmalıyız. Bir şeyleri yapıp yapamamanın aslında bununla hiç bir ilgisi yok.

‘Bana bak anne!’

Çocukların sürekli bana bak anne demeleri hiç hiç mi anlamıyordum açıkçası. Zaten 24 saat onlara bakıyordum ki:) ‘Bana bak anne’ aslında çocuğun görülme ihtiyacını ve hissiyatını temsil ediyor. Ben buradayım, varım diyor çocuk o esnada. Çocuklar varlıklarını sözlü bir şekilde ifade edebilmeyi öğrenmeden önce, ‘görülme’ ihtiyacı içerisindeler.

Çocuk Yetiştirme Rehberi özünde çocuğa varolduğu için değer vermeyi, onu olduğu gibi kabullenmeyi, demokratik bir aile yapısı oluşturma konusunda fikirler veriyor. 21.Yüzyıl çocuklarının bu kabullenme, sınırlar, öz değer duygusuna ihtiyacını anlatıyor.

Ayrıca Jesper Juul‘un keyifli bir konuşmasını da buraya eklemek istedim, maalesef İngilizce ve çevirisi mevcut değil, ama oldukça faydalı bir konuşma:)

Çocuk yetiştirmek hepimiz için oldukça zorlu bir deneyim. Kitap ‘Ebeveynler ancak çocuklarını kaybetme olasılığıyla yüz yüze geldikleri zaman, onları yalnızca varoldukları şekilde sevmenin ne demek olduğunu hatırlarlar.’ cümlesi ile beni çok vurdu. Benim çocuklarıma bakış açımda önemli bir farkındalık yarattı, tamamını okumanızı mutlaka öneririm.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER