Çocuğunuz size kötü sözler söylediğinde nasıl karşılıyorsunuz?

4
2932

‘Kötü  anne, cadı anne, seni sevmiyorum, küstüm ben içeriye gidiyorum’ dedi. Arkasından seslendim; ‘Tamam sonra gelirsin’. O da ‘Tamam anne’ diye cevap verdi. Şaşırdım ama hoşuma gitti. 30 Saniye geçmeden arkasını döndü ‘Aslında ben seni seviyorum anne’ dedi:) Gülümsedim.

Sakin yanıtıma olumlu bir davranışla karşılık vermişti. Bize ne kadar kötü söz söylerse söylesinler, onların henüz çocuk olduğunu, davranışlarının sınırlarını aradığını, anne ve babayı sürekli denediğini unutmamakta fayda var. Zaman zaman kötü sözler duysak da bunların hepsi onun için birer deneme ve öğrenme. Çocuklar sürekli deniyorlar bizi. ‘Böyle dersem annem ne der, böyle yaparsam annem ne der’... Bazen çok bilgiç konuşup olgun davranıyorlar ve biz onların çocuk olduğunu unutuyoruz galiba…

O zaman dans

Olumsuz sözlerine ve beni sevmediğini söyleyen çocuğumun yaşına inip, ‘ben de seni sevmiyorum’ diyerek resti çekebilir ya da ‘aa anneler sevilmez mi‘ ne ayıp diyerek onu yargılayabilirdim. Ama her iki yol da beni çıkmaz sokağa götürecekti seziyorum. Üç buçuk yaşında bir çocuk için kızmak ya da küsmek, ani gelişen ve aynı zamanda çabuk sönen duygular. Bunların hepsi onun oyunlarının bir parçası. Öylese oynamak ve eğlenmek daha doğrusu ilişkide kalıp birlikte dans etmek gerekiyor sanırım.

Yaş üç buçuk neye hayır dersem ‘Kötü  anne, cadı anne, seni sevmiyorum hıh’ oluveriyorum. Olumsuz sözler ve duygular zirvede. Küsüyor ve arkasını dönüp gidiyor. Ağladığı konu eğer yapabileceğim bir şeyse ortada buluşmaya çalışıyorum. Ama çoğu zaman öyle olmuyor. Özellikle akşam üzeri uyumaya yakın saatlerde ağlamaya ihtiyacı oluyor. Onun gözyaşlarıyla buluşmasına destek oluyorum, susturmaya çalışmıyorum, sadece sessizce yanında oluyorum. Sarılmak isterse bekliyorum.

Bu aralar ufaklık tüm duygularını zirvede yaşıyor, korku, endişe, telaş, sevme, sevmeme hepsi hızlıca gelip gidiyor. Hepsini derinden yaşıyor.

Son bir aydır, bensiz hiç bir yere adım atmıyor, tuvalet banyo dahil. Bensiz yemiyor, uyumuyor. Tüm zamanımı herşeyi onunla paylaşmamı istiyor. Onu izlememi, onunla şarkı söylememi, onunla resim yapmamı. Kısaca bu evin tek kızı olmak gibi bir talebi var. Ancak maalesef evdeki durum bu değil:) Şöyle bir gerçek var ki ben iki çocuklu bir anneyim ve sadece ona zaman ayıramıyorum.

Bu nedenle zaman zaman hayal kırıklığına uğruyor ancak hayal kırıklığına uğramasına müsade ediyorum. Çünkü gerçek hayat deneyimi de hayal kırıklıkları ile dolu. Önemli olan hayal kırıldı mı çocuğun nasıl tamir edeceğini bilmesi. Nasıl kendi kendini onaracağını da ancak o hayal kırıklıklarını yaşarsa öğrenebilir.

Bu aralar ‘benim boyum kısa’ diyip duruyor. Küçük olmak küçük kalmak istiyor. Bebekçe konuşuyor, kucakta gezmek istiyor. Bebekçe konuşma, bebek olmak isteme, emzirmek istemek, sadece onunla ilgilenilmesini isteme gibi liste uzayıp gidiyor.

Ne görmeliyim? 

Bensiz hiç bir şey yapmama durumunu yaşarken, Sevgili Nilüfer Devecigil’in  sorusu geldi aklıma ve onu sordum kendime. ‘Şu anda burada ne oluyor? bu davranışlar bana neyi gösteriyor? Ufaklık bebekleşerek bana ne anlatmaya çalışıyor? ‘

Özünde kısaca geriye gittik, şunu unutmamalı; bazen ilerleyebilmek için önce biraz geriye gitmek gerekiyor.

Ufaklığın bağımsızlığını kazanabilmesi için öncelikle anneyle sağlıklı bağlanmaya ihtiyacı var. Bu dönem bu kadar yoğun anneci olup bebekliğine dönmek istiyorsa ortada bir bağlanma sorunumuz var. Onun bağımsız olabilmesi için önce bana bağımlı olmasına ve kendi hazır olduğu anda bağımsızlaşmasına izin vermeliyim biliyorum.

Mesajı aldım, kısaca sağlıklı bağ-la-na-ma-mı-şız. Onun bugünkü ihtiyacı bu. Bebekleşmek. Saygı duyuyorum, önünde eğiliyorum. Şu boy meselesi için ‘senin yaşıtlarına göre boyun çok gayet normal’ gibi mantıksal bir açıklama yaptım. Buna karşın o da kendini yere atıp böğürerek ağladı ‘benim boyum kısa’ diye… ‘Evet senin boyun kısa’ deyip kabullendim sonunda. Bazen de evet deyip oturmak gerekiyor sanırım.

Kabullenme

Çok yoğun yaşadığı duygularını kabulleniyorum, saygı duyuyorum. Sık sık onu sevdiğimi ve benim için çok değerli olduğunu söylüyorum. Ona kızdığımda ‘Artık beni sevmiyor musun?’ diye soruyor sürekli. ‘Hayır diyorum, bu dünyadaki hiç bir şey benim sana olan sevgimi değiştiremez. Sen benim için önemli ve değerlisin.’ Bunları duymak onu daha güvende hissettiriyor biliyorum.

Kusursuzluk 

Ünlü yazar, Danimarkalı aile terapisti Jesper Juul, bir röportajında şöyle diyor; ‘Kusursuz anne-baba yoktur. Herkesin kusurları vardır, ortalama bir günde 20 hata yaparız. Ancak anne baba olmak kendi kusurlarını görmek ve kabullenmektir. Onlarla barışık olmak, çocukla ilişkide bir kırılma varsa bunu görüp zamanında onarmak ve müdahale etmektir.’

Kim değişmeli? 

Bence hiçkimse:) Hiçkimse mükemmel değil. Kusurlarım var, eksiklerim de ama kızlarla ilişkimizde dans etmeye çalışıyorum. İki ileri bir geri bazen. Varsın öyle olsun. Zaman zaman inişler ve çıkışlar oluyor, olmaya devam da edecek, hiç bir an sabit değil. Kusurlarımdan dersler çıkarıyorum.

Onların annesi olduğum için annelik koltuğunun keyfini çıkarmaya çabalıyorum. Onları olduğu gibi kabullenmek, sevgi ile bağ kurmak, değiştirmeye çalışmamak son zamanlarda bana çok iyi geldi. Koltukta biraz daha rahat oturmamı ve arkama yaslanıp annelik macerasından biraz daha keyif almamı sağladı. Şiddetle öneririm:)

4 YORUMLAR

  1. Güneşcim ne güzel yazmışsın bilinçli annem benim 🙂 Okurken aklıma bir soru takıldı. Ben de çalışan bir anneyim biliyorsun. İş dışında tüm vaktim onun. Ama yine de Ceren gibi bebek olmak istiyor ve bensiz bir şey yapmıyor. Ben de aynı senin gibi düşünüyorum ve senin gibi davranıyorum. Aklımın bir köşesinde şu soru var. çalışan annelerin çocukları bu durumları daha derin- daha yoğun mu yaşıyor acaba? Çok sevgiler

CEVAP VER