Bebeleriniz sizi seçtiği gibi nasıl geleceğini de seçti

0
1754

Bitmeyecek sandığım 40 haftalık gebeliğim nihayete ereli ve Lilabon’umuza kavuşalı 5 ay oldu.. Doğum hikayemi yazmak için aklımı toplayıp kendime gelip Mart ortası gibi bilgisayar başına oturmuştum aslında ama bir baktım yaz yaz bitmiyor 🙂 Pozitif doğum hikayesi diye başladığım maceram satırlar sayfalar olmuş anlat anlat bitmemiş.. En iyisi bir kısmını unutup öyle yazmak dedim ve bıraktım yazmayı. Ha şimdi unuttun da mı yazıyorsun diyenleriniz olabilir tabii ki unutmadım ama etkisi azaldığı için bir kısmını anlatmasam da olur..

Yıllar yıllar önce ay ben normal doğuramam kessssin sezaryen yaptırırım diye karar vermiştim ama hamile kalınca her ne olduysa normal doğum hiç korkutucu gelmemeye başladı. Aksine herkesin hikayesi birbirinden o kadar farklıydı ki ‘acaba ben neler yaşayacağım?’ sorusu ve merak beni normal doğuma iten en büyük etken oldu.. Yoga, yüzme, normal doğumu destekleyen ve hatta zorlayan bir doktor seçimi, İçgüdüsel Doğum kitabını hatmetme, uzun yürüyüşler, merdiven çıkmalar, onlarca yüzlerce squad hareketleri, bedenim nasıl doğuracağını biliyor telkini vs vs elimden geleni yapacak sonrası da kısmet diyerek kızımın gelmeyi seçtiği yola saygı duyacaktım.

Tek hayalim 39. haftadaki çatı muayenesini görmeden ve sevgili yengem gibi ay nasıl oldu anlamadık diyerek fırt fırt doğuruvermekti..

Bu uğurda yengemin elinden su bile içtim ki daha fazlasını da yapardım, dedim ya ben elimden geleni yapacaktım 🙂 Anneciğimin beni vakumla, kardeşimi de makat gelişe rağmen normal doğurmuş olması sebebiyle annem bile normal doğurduysa ben hayde hayde doğururum peah diyerek kendimi gaza da getiriyordum. Yani her şey tamamdı 🙂 Ve fakat 39. hafta gelip çattığında “rahim duvarında zerre incelme yok, çatın dar, bebek 3.5 kiloyu geçebilir ve bence sen zor doğurursun” açıklamalarını yapan, 4 kilo bebeleri, kordon dolanan bebeleri normal doğumla dünyaya getirten doktorum çat diye bize ‘sezaryene gidiyoruz sanırım demesin mi?’ dedi..

Beklenen doğum tarihi olan 12 Şubat’a son bir kontrol daha yazdı, 15 Şubat pazartesi sabah 7’ye sezaryen randevumuzu ayarladı, squadlara devam yürüyüşü abart dedi bizi eve yolladı. Her ne kadar kızımın geliş yoluna saygı duyacağım dediysem de muayeneden çıkınca gözümden bir kaç damla yaş süzüldü ama ben hala normal doğuracağıma inandığım için kimseye bu sezaryen konusundan bahsetmemeye, olayların kendiliğinden gelişeceğine inanmaya karar verdik. Burada bir parantez açıp normal doğum olayının biz kadınların üzerinde bir baskı yaratmaya başladığını belirtmek isterim 🙂

Bu iş bir projeye dönüştü arkadaşlar…

Güya normal doğuruyoruz da akışına bıraktık, hadi ordan.. Normal doğurmayana ağız burun bükülecek olması, hastanedeki doğum kursunda “sezaryen bebeğinize yapacağınız en büyük kötülüktür” cümlelerini duymak, ayy sezaryen da ameliyat canım çok bilmişlikleri, ‘aman nasıl hazırlanmalıyım ne okumalıyım sancıyı nasıl karşılamalıyım nasıl nefes almalıyım’ olayları aslında beni daha da strese soktu diyebilirim. Tamam normal doğum bu işin normali ama sezaryen da bir doğum şekli.. Kaldı ki suni sancı ve epiduralle yapılan normal doğum (ki bu benim durumum) sezaryenden daha anormal bence 🙂

Parantezi kapatıp devam ediyorum; sonuçta benim 15 Şubat’a kadar vaktim var e bu arada ne yapalım kilometrelerce yürüyelim, yogaya devam, günde 100 küsür double squad (allahtan dizlerim sakatlanmadı) ve bir de hurmaya yüklenelim.. 5 Şubat 2016 tarihine kadar ağzına hurma koymamış ben, eşimle gidip baş parmağım büyüklüğünde hurmalardan aldım ve bu çalışmalara günde 3-4 tane de hurma ekleyip beklemeye koyulduk.

9 Şubat salı günü her zamanki gibi yürüyüşe çıkmak için giyindim, akşam balık yeriz diye düşünüp Beşiktaş’a inecek, Emre’yle eve dönecektim. Kapıdan çıkmak için ayaklandığımda altıma kaçırdım sandım ve yaptığım kegel egzersizlerine, yüzmelere, yogalara küfür kıyamet annemle vedalaştım, evden çıktım ve az az altıma kaçırmaya devam ederek (ben öyle sanıyorum) Beşiktaş’a kadar gittim. Balıkları alıp Emre’yle buluştuğumda artık içime bir kurt düşmüştü ve Emre’ye sanırım suyum geldi anonsunu yaptım 🙂

Sakince eve gittik, doktoruma mesaj attık ve doktorum ne olur ne olmaz eve çok yakın olan Fulya Acıbadem’e gidip muayene olmamı önerdi. Annem bu arada bizim sakinliğimizin etkisiyle taşa döndü çünkü ben önce banyo yaptım, belki açılmalarım da başlamıştır hastanede aç kalmayayım diye düşünüp oturup yemek yedim ve ancak 8 gibi hastaneye gittim. Kontrol sonucu müspet 🙂 Suyum geliyor.. Ama açılma yok! Suyun önden gelmesi de kasılmaların başlaması gibi evde beklenecek bir durum değil, aslında doğum başladı demek ve hastaneye yatmam şart.

Aydın ve Bilecik ahalisine haber verip, acele etmeyin muhtemelen yarın öğleden sonraya kadar vaktimiz var diyerek annemi de alıp Maslak Acıbadem’e doğru yola koyulduk. Açılma olmadığı için önce açılmayı ve rahim duvarımın incelmesini sağlayacak bir ilaç almaya başladım ve evet artık doğum sancısı ne demek biliyordum, yaşasın.. Bu sırada odamızın ambiyansından da kısaca bahsetmek isterim 🙂

Tabii ki karanlık, rahatlatıcı şarkıların olduğu müzik listesi açık, başucumda bisküvi çikolata ve su, yastığımda lavanta yağının kokusu ve sadece eşim ve ben varız.. Bütün bu güzel şeylere rağmen maalesef sabaha kadar okuduğum bir çok doğum hikayesindeki gibi sancı sıklığım öyle 3 dakikada 1’e inmedi, bir baktık açılma 8 cm.miş de olmadı 🙂

Doğum

Sabah 8’de doktorum kontrole geldiğinde açılma sadece 2 cm.di ve suyum usul usul gelmeye devam ediyordu. Son bir kez sezaryen ister misin bak bu iş suni sancıya gidiyor ve zor olacak dedi sevgili doktorum.. Ben de bu saatten sonra siz ne derseniz onu yapalım dedim ama suni sancı alıp bütün gün kıvranıp sonunda sezaryen olursam da elimden çekeceğiniz var tehdidimi savurdum:) Doktorcuğum restimi gördü, hemşirelere “bağlayın suniyi” buyurdu, “görüşürüz efsun” dedi gitti 🙂 Bu süreçte konuştuğum arkadaşlarım bilir suni sancıya sezaryenden daha karşıydım aslında, adı üstüne suni sancı, bunun nesi normal şimdi?

Ama olan oldu bir kere, o serum koluma bağlanmıştı artık. Burada yine bir parantez açıyorum o suni sancıyı kim bulduysa öbür tarafta iki elim yakasında.. Gebe arkadaşların içini karartmak istemem o yüzden çok detaya girmeyeceğim ama epiduralsiz suni sancı aldığım 4 saat adeta dark side’daydım. Bağırmadım, ağlamadım, her sancıyı, ki 4 saati dur durak bilmeyen tek bir sancı olarak da özetleyebilirim, beni bebeğime daha çok yaklaştıran bir kasılma olarak sevinçle karşıladım.. Hahahaa yalan tabii ki 🙂 Ağlamadım bağırmadım kısmı gerçek ama kimsenin hiç bir sorusuna yanıt veremeyecek kadar lanet, bakışlarıyla insan dövecek kadar illet bir insana dönüştüm. Saat öğlen 12’yi gösterdiğinde açılmam daha sadece 4 cm  olduğu için epiduralim nerdeeeee diye hönkürerek diğer elime de epidural serumumu alıp başladım koridorda voltaya.. Allahım ne bitmez voltaymış yürümekten ayaklarım şişti çünkü akşam 6’da ancak başardım tam açılmayı 🙂 Ama hikaye burada bitmedi çünkü bu sefer de ıkınmayı beceremediğim için 9.30’a kadar sevgili doktorum İbrahim Bildirici, 2 hemşire, bir yardımcı doktor ve doulam Emre ile ıkınmaya çalıştık 🙂

Neyseki sonunda bebeğimi itmeyi başardım, o da çıkmayı başardı ve 2-3 dikişle hallolan ufak bir yırtıkla doğurabildim 🙂 9 Şubat salı günü öğleden sonra 3 civarı suyumun gelmesi ile başlayan doğum maceram 10 Şubat çarşamba akşam 9.30’da sona erdi.. O kadar yorulmuştum ve son 3 saat yapamayacağımı sanmıştım ki kızımı kucağıma verdiklerinde olmaz sandığım şey oldu ve ağlamaya başladım 🙂 Geçen 30 küsür saat ne olduysa olmuştu ama gerçekten anlatıldığı gibi o son ıkınmayla kızım adeta kayar gibi çıkmıştı içimden ve artık kucağımdaydı..

Her gün onlarca kadın doğuruyor, kimisi tarlada kimisi lüks hastanelerde 🙂 O yüzden büyütecek çok bir şey yok aslında ama diğer yandan kabul edelim tarlada doğuran da mutlu mesut sezaryene giden de benim gibi bir buçuk gün debelenen de mucizeye tanıklık ediyoruz.. Lütfen kendinizi hiç bir doğum şekline şartlamayın, olayı bir projeye de dönüştürmeyin, gerçekten akışına bırakın.. Bebeleriniz sizi seçtiği gibi nasıl geleceğini de seçti, hayal ettiğiniz tek an onu kucağınıza aldığınız an olsun.. Umarım her gebe sağlıkla kavuşur bebesine.. Tek önemli şey bu çünkü..

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER