Nilüfer Devecigil ile ‘Akran Zorbalığı’ Seminer Notları

4
4257

Geçtiğimiz haftalarda Montessori Derneği işbirliği ile düzenlenen Akran Zorbalığı seminerine katıldım. Seminer konuşmacısı sevgili Psikolog Nilüfer Devecigil’di. Akran zorbalığı, benzer yaştaki çocukların birbirlerini sözlü veya fiziksel taciz etmeleri olarak adlandırılıyor. Çocuklar farklı ortamlarda bunu yaşayabiliyorlar; parkta, okulda, arkadaş ziyaretlerinde… Ben de seminere bu gibi durumlarda ne yapmam gerektiğini öğrenmek için gitmiştim.

Ancak seminer Nilüfer Devecigil’in ebeveynlikte hep ‘Şimdi ne yapmalıyım?’ diye bakıyoruz, bakış açımızı değiştirelim ve kendimize şunu soralım demesi ile başladı; ‘Burada ne oluyor, bu durum bana ne söylüyor?’‘Bu anın bana sunduğu neler var?’ buradan bakarsak sorunları da daha kolay çözme şansına sahip olabiliriz.

‘Şimdi ne yapmalıyım?’dan ‘Burada ne görmeliyim?’e doğru…

Zorbalık konusu gündeme gelince kendimize ‘ şimdi ne yapacağız?’ diye soruyoruz. Sonra bu zorbalık yapan çocuğa nasıl empati kurabiliriz bunu düşünüyoruz, çocuğa empati yaptıkça, karşı taraf zorbalığın arttırabiliyor. Olay, daha çok tırmanabiliyor. Kendi evimizden çıkıp dışarıdaki çocuğu iyileştirmek için çaba gösterebiliyoruz. Ama bu bizim müdahale edebileceğimiz bir durum da değil.

Çocuklar metaforlarla anlatırlar.

Çocuklar metaforlarla, yani oyunla aslında bize çok şey anlatıyorlar, sadece gözlemle bir çocuğun hayatına dair pek çok şeyi anlamak mümkün. Nilüfer Devecigil’in süpervizörü Byron Norton, ‘Deneyimsel Oyun Terapisi’ yaratıcısı uzun zamandır bu alanda çalışıyor. Çocuğu sadece izleyerek, yani ilk gittiği oyuncağı gözlemleyerek, arkasından yaptığı bir harekete bakıp, bir çocuk hakkında pek çok şey söyleyebiliyor. Örn; ‘Neden bir çocuk kırık bir oyuncağa gider? Kendini kırık mı hissediyor hayatında kırık bir şey mi var?’

Aynalamayı komple yanlış anlamışız!

Günümüzde pek çok kurum ebeveynlere aynalamayı öğretiyor. Aynalama, çocuğunuzun duygularını anlayarak ona geri yansıtma tekniği. ‘Yani çocuğunuzu anlayın, onun duygularını sesli olarak dile getirin’ diyorlar. Önemli nokta şu ki; aynalamayı yetişkin yani alfa konumundan yapıyor olmamız gerekli. Ama çoğu zaman beta konumundan yapıyoruz. Söyleyeceklerimizi aşağıdan bir yerden söylüyoruz. Aşağıdan çocuk pozisyonunda söyleyince çocuk de yetişkin pozisyonuna geçiyor. O zaman da roller karışmış oluyor.

Bağlanma ile bağımlı olmak farklı şeyler.

Çocuk doğduğu andan itibaren kendi halinde ayakta durabilmesi için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Bağlı olma hadisesi ise ebeveynin bu hakim olma haliyle oluyor. Çocuk karşı tarafa boyun eğmesinin altında onun için iyi olma, sevilme hissiyatı da var. Bu çok derin bir içgüdü.

Akran Zorbalığını önlemek için önce sağlıklı bağlanma!

İçgüdüyü anlamadan zorbalıkla ilgili çözüm bulamayız. Kurban rolündeki çocukta ne oluyor da(yaşadığı hangi duygu içerisinde), kendini kurban olma rolünde buluyor. Okuldan alıp başka bir okula götürüyorum orada da aynı şey oluyor. Kurban rolündeki çocuk, bağımlı olma süreci içerisinden çıkamamış çocuk olabilir. Bunu anlayabilmek için bağlanma sürecine bakmak gerekiyor.

Bağlanma sürecinde önce çocuğun bağımlı olmasına izin verilmeli!

Bağımsızlık doğmaya başladığında zaten kendiliğinden ortaya çıkacak, ‘çocuk ben yapacağım, ben yiyeceğim.’ diyecek. O aşamada ebeveyn olarak görevimiz bağımsızlaşmaya başlamasını desteklemek. Çünkü çocuk, ancak bağımsız olduğu yerden başka bir çocukla sağlıklı bir ilişki kurmaya başlar.

Kültürümüzde yanlış bir şey var. ‘Kreşe başlasın, arkadaşıyla bağlansın’ denir ancak çocuk kreşte de bir büyükle bağlanır, öğretmenle bağlanır. Yine hakim olan alfa, öğretmendir, o yol gösterir, çocuklar öğretmenin gösterdiği yoldan ilerler. Ne zaman ki süreç içerisinde kendi kişiliğini bulur (kendi motivasyonları, kendi ihtiyaçları oturunca), o zaman daha sağlıklı ilişki kurar.

Çocuğa erken bağımsızlık veririlirse ‘kurban’ ya da ‘fail’ olmasına yol açabilirsiniz!

Ebeveyn olarak çocuğa ‘kendin yaparsın’ sorumluluğunu çok fazla veriyorsam (henüz hazır olmadan), çocuğun duygularını  acıtıyorsam(korkuyorum, yoruluyorum, zorlanıyorum, canavar var.), yani duygularını ifade etmesine izin vermiyor ve hatta yorulmadın vb gibi tersleniyorsa bu bir sıkıntı kaynağı.

Çocuk ebeveyn olarak bizimle ilişkide kendini güvenli hissediyor olmalı, duygularını ifade edebilmeli ve biz de ‘ebeveyn olarak benim yanımda güvendesin duygusunu’ vermeliyiz (Senin başına hiçbir şey gelmesine asla izin vermem. Ya beni kaçırırlarsa; o zaman dünyanın öbür ucuna gelip seni bulurum.) Benim yanımda her şeyinle güvendesin, tüm duygularınla benim yanımda güvendesin. ‘Ne olursa olsun sana olan sevgim hiçbir yere gitmez.’ diyorsak, o zaman bu ilişkinin içinde ‘incinebilirlik’ haline izin vermiş olursunuz. İncinebilirlik, incinebilme haline izin verilmesidir.

Ne zaman bedenimden ‘hayır’ çıksa ebeveynim ‘hayır’a izin verilmediyse, ne zaman kucaklanmak istesem, ‘sen kendi başına yürüyebilirsin artık, büyüdün’ deniyorsa, kucaklanma hareketi her seferinde geri çevriliyorsa, o zaman ağzımdan da yardıma ihtiyacım var asla çıkmıyor, daha önce hayır diyemediğim için kimseye hayır da diyemiyorum.

Ebeveyn, çocuk için önemli olan şeyleri(sevgi, ilgi) ona tehdit olarak kullanıyor mu?

İlişkiyi tehdit hali kesinlikle olmamalı. Çocuk ebeveyn ile olan ilişkisinde rahat hissetmeli. Duygusal dönemin en hassas olduğu yıllar ilk 5-6 yaş. Ebeveyn çocuğa burada destek olmuyorsa, çocuk bu duyguların kapısını kitler, ondan sonra da çocuktan şöyle bir şeyler çıkar; ‘banane, son kararı ben veririm.. vb.’ Bu yüzden, incinebilirlik duygusu ile ilgili gördüğü her çocuğun da canını acıtacağını düşünür. Çünkü kendi içinde bakamadığı yeri gördüğü her yerde, zarar vermeyi düşünür.

Zorbalık, incinebilirlik duygusuna dokunulmadığı için defansları çok fazla olan çocuğun hakim olma içgüdüsü ile birleşme halidir. Bunu dönüştürmenin tek yolu; çocuğun kalbini tekrar yumuşatabileceğimiz yolu bulmaktır.

Bağımlı olduğu dönemde gözyaşı denen şey bitmiyo; iki yıl. Çocukla ilişkide güvenli bir yerdeysem, ‘etraftayım bir yere gitmiyorum’, çocuğumun hassasiyetine bakıyorum. ‘Ben buradayım’ demek; ben çocuğumla fiziksel olarak oradayım ruhsal olarak yokum değil, ruhsal olarak da yanındayım…

Örneğin; çocuğu fiziksel olarak zorlayarak arabaya bindirdik, fiziksel olarak zorlayarak suya, denize soktuk. Bu da bir çeşit zorbalık aslında. Bu zorlamalara çocuk bir süre direnebilir, sonra içine atar, mecburen uyumlanır. Ama uyumlandığı anda kapıları(duyguları) da kilitlemiş olur.

Otomatik Pilot durumuna karşın…

Günün büyük bir bölümünü otomatik pilotta geçiriyoruz. Akşam eve geldiniz, çocukla ilk karşılaşmada; ‘gözlerini yakala, gülümse, bakıyorum gülümsüyor musun?’ Bunu verdiğimde çocuk bunu almıyorsa bir sorun var, belki o gün bir şey yaşanmış. Bağlanmaya bakarken buradan bakmalıyız. Bu göz teması ve gülümsemeyi alabiliyorsam çocukla ilişkideyim.

Eve girdiğim anda (o benden istemeden); ‘çok mutluyum, sabahtan beri bu anı bekledim, yeni bir oyun öğrendim ve sana onu göstermek istiyorum.’ dedim ve bir göz teması kurdum. En büyük ihtiyacımız bu. Göz teması ve gülümseme bu bütün sistemi sakinleştiriyor. ‘Biliyor musun bugün 1 değil 2 değil 3 kitap okumak istiyorum sana. Çünkü şu an seninle birlikte vakit geçirmek beni çok mutlu ediyor. Çünkü sen benim için çok değerlisin.’ 3 saat oyun oynamadan önce, hissedilen tüm duyguları dile dökmek çocuk için muhteşem.

Geçmişe dair bir anının gelecekte aklınıza gelebilmesi için ebeveynin ruhu ile de orada olması önemli. İlişki için göz temasına ihtiyaç var. Bunun için biraz zaman tanımak, durmak gerekiyor. Kendimize de ebeveyn olarak sabretmeyi ve anda olmayı öğretmeliyiz.

Fırsat Anları ne zaman?

Akşam eve geldiniz, duygularını dışa vurmaya başladığı an, işte orası fırsat anları. Gözyaşlarını bulmasına yardım ettiğimiz an o yumuşak yeri bulabildiğim anlar aslında. Tavsiye vermeden, yargılamadan dinlediğimde sorunlar kendiliğinden  geliyor. Gözyaşlarımızı bulduğumuzda içten dışa akıyor ve ancak o zaman adapte oluyoruz sisteme.

Çocuğun da beyninin adapte olabilmesi için gözyaşlarına ihtiyacı var. Gözyaşlarına günlük hayatta ihtiyacı olan çocuk karışık duyguları bulabilme kapasitesine destek olmuş oluyorum. Gözyaşlarını buldukça 6-7-8 yaşta anne ‘seni seviyorum ama sana şu an kızgınım’ iki karışık duyguyu bir arada duymaya başlıyoruz. Bu çıkmaya başladığı anda bu kapasitede ifadesel olarak hayatımız daha rahat.

Kardeş ilişkilerinde bir çocuk daha hassas olup diğeri daha saldırgansa,

Saldırgan olan çocuk gözyaşlarını bulamamış çocuk olabilir. Onun gözyaşlarını bulmasına yardımcı olmalıyız. Ağlamasını buldukça, kalbi yumuşayacak ve bu saldırgan davranışlar hafifleyecek. O arada da iki kardeşi yalnız bırakmamalı. İlişki içerisinde korunmalı. Kurban olana şefkat gösterip fail olana sertlik yapmamalı. Çünkü onun da şefkati anlamaya ihtiyacı var.

Hakim&Savcı Olmayın!

Kardeşlerin en zorlandığı anların her gün okuldan sonra olduğunu biliyorsanız, o saatte ikisinin ayrı oynayacağı yeni bir şey çıkarabilirsiniz. Normalde oynamadığı bir şeyi o an çıkartabilirsiniz. Diyelim ki bir şey oldu, birbirlerine girdiler; hemen ayırmalı ama asla hakim savcı olmayın.

Vereceğiniz tepki; ‘evet zorlanıyorsunuz, şu anda anlıyorum, deyip ayırmak’. Agresif olanı aldıysanız ve ayrı bir yere götürdüyseniz, başka bir nedenle uzun uzun ağlıyorsa ağlamasına izin vermek. Farklı bir zaman diliminde, bu konuda konuşmaya başladıysa ve gözyaşlarını bulmaya hazırsa, ağlamasına izin vermeli. ‘Çocuk ağlayabiliyor mu, duygusunu dışarıya vurabiliyor mu?’ ‘Bu ailenin güvenliği benden sorumlu, kimsenin kimseye vurmasına izin veremem.’ Tek kural bu olsa yeterli. Sistem kuvvetlenene kadar yapıyoruz bu işi. Daha sonrasında konuşuyorum. Ayırıyorum. Hiçbir zaman kendi ilişkimiz tehdit olarak kullanılmamalı. Ne olursa olsun ilişkiyi asla terk etmemeli.

Unutmayın çocuklar ilk beş yıl sürüngen beyindeler yani köpek, kedi beyni. O yüzden mantıklı bir şey söylemenin çok bir faydası yok.

Zorbalık olduğunda nasıl davranacağız ?

Ana kural ‘kimse kimsenin canını acıtamaz’. ‘Güvende olman ebeveyn olarak benim için çok önemli’. Zorbalık durumu ile karşılaştığımda, içten dışa bakmak için; önce eve bakıyorum, benimle ilişkide neler oluyor-olmakta, okulda bazı şeyler fazla mı gelmeye başladı, çocuğun sistemine fazla geliyor olabilir vb. şeyler. Zorlanmasını anlayan yerden başlayıp gözyaşlarını bulmasına yardım edilebilir. Gözyaşlarını buldukça çözümleri de çocuk bulmaya başlayacaktır. Tavsiye vermeye dahi gerek kalmayacaktır.

Ağlayabilir, çözümü kendi bulabilir, bu içten gelen onun kendi bulduğu çözüm olacaktır. Oysa benim dışardan verdiğim öneriden farklıdır. Dışardan bunları verdikçe hep başkalarının fikirlerini istiyor, kendi fikirleri olmamaya başlar.

Aslında anın içerisinde olduğumuzda akış kendiliğinden gelecektir. Ağlayıp anlatmaya kendi başlayacaktır. Mesela; eve geldi, her şeyi fırlatarak girdi. ‘Canın sıkkın gibi görünüyor’ dedim. Sadece gözlem. ‘Biliyor musun konuşmak istersen buradayım.’ diyebilir ve durabiliriz. Farkında olmadan çocuğun önüne geçersem çocuk yine anlatmaz. O an hiçbir şey söylemek zorunda değilsiniz. Kendi kendini regüle etmesini bekleyin. Önce çocuğun ağlama sinyallerini görmek gerekiyor. Sonra konuşmalar gelir.

Çocuk dışarıda zorbalık yaşadı, ne yapmalıyım?

Diyelim ki baskete gitmek istemedi. ‘Evet gitmek istemedin bugün.’ dedik ve durduk. Yavaşladığında söyleyecek çok şeyi var; bakalım ne diyecek, neden gitmek istemiyor. Öncelikle geri adım atabilirim(tamam bugün gitme istersen) ama eş zamanlı aşağıdaki konuları da düşünüyor olmam gerekiyor;

  • Bunları kaldırabilmek için beyin olarak mı çok genç?
  • Fazla mı geldi?
  • Günlük hayatın içerisinde ne oluyor?
  • Ağlayabilme kapasitesi, duyguları ortaya koyabilme kapasitesi ne ?
  • Biz karı-koca olarak çocukların karşısında nasıl duruyoruz?
  • Okuldaki arkadaş ilişkileri nasıl?
  • Hayır diyebiliyor mu? Bizim ilişkimizde ben ona hayır demesi için müsaade ediyor muyum? İstemiyorum dediğinde o istemiyorum duygusunda kalıp, duyabiliyor muyum?

Ben onu her yerden alırsam bu çocuk nasıl alışacak, yeni yerlere nasıl adapte olacak fikrinden bakarsam, onu gitmek istemediği halde gitmeye zorlamam gerekiyor. Neyi neden yaptığımın cevabını iyi bulmam gerekiyor.

Destek mutlaka alınmalı. 

Serviste yaşanan sorunlarda okulla mutlaka görüşülmeli, servis hostesinden ve okul yönetiminden gerekli destek mutlaka alınmalı. ‘Çocuğa ben yanındayım’ duygusu verilmeli. Çok uzun uzun açıklamalara gerek yok. Çocuğun güvende hissetmeye ihtiyacı var. ‘Biliyor musun bunu bana söylediğin için teşekkür ederim. Senin güvende olman benim için önemli, senin güvende olman için gerekli her şeyi yapacağım.’ diyebilir ve gerekli önlemler için harekete geçebilirsiniz.

Çocuğunuz sözlü tacize uğruyor..

Çocuğunuz, ‘hayır yapma istemiyorum’ diyor. Karşı taraf yapmaya devam ediyor. Son olarak çocuk da vuruyor. Hayır diyebiliyorsa ikinci olarak söyleyebileceğim şey; ‘bir büyükten yardım isteyebilirsin.’ diyebiliriz. 9 yaşındaki çocuğun bile bir yetişkinden desteğe ihtiyacı vardır. Aynı yaş grubu ile bir sınıfa koyuyoruz. Eğer bir çocuk diğer çocuğa zorbalık yapıyorsa; ‘hayır dedikten sonra, birkaç adım geri git, büyükten yardım iste.’ Geç kalmadan yardım istemeyi öğretmeliyim. İçerideki öğretmen, psikolog vb. destek ve bilgilendirme olmalı.

Örneğin; çocuk hayır diyemediği için hep kendini kurban olarak buluyor olabilir. Çocuk kendini faillerin arkasından giderken bulabilir. Çocuğun önce bir rahatlaması lazım. Önce kendini güvende hissetmesi lazım. Nasıl yavaşlamalı, nasıl destek olmalı düşünmeli ve planlamalı.

Müdahale ile koruma ayrı şeyler.

Güvende olma ilişkisi tamamen fiziksel, duygusal ve sözel şiddeti konuşuyoruz. ‘Sen de böyle yapsaydın’ demek bu müdahale. Hikayemi anlattığımda karşımdaki beni anlarsa ne yapacağım onun altından çıkıyor. Önce dur, anlatayım, duygum varsa dışarıya vurayım.

Zorbalıkla günlük hayatı karıştırmamak gerekiyor.

Çocuk gözyaşlarını bulmuştur, korkuyorum diyordur, hayatında bir sorun yoktur. Ama henüz beyin biribirine karşıt olarak duyguları ifade etmeye hazır olmayabilir.(seni seviyorum ama sana kızgınım.) O yüzden halen bu agresyon çıkabilir.

Bütün gün okul fazla gelmiş olabilir, parka götürdüğümde çocuk itebilir. Bütün günün aktivitesi fazla gelmiş olabilir. Düşünüp, geri adım atıp, günlük hayatı düzenlemek gerekebilir.

Hayal kırıklığının arkasında gözyaşları var, Gözyaşı da beyni regüle ediyor. Gözyaşlarını bulan çocuk karmaşık duyguları bulabilme kapasitesini yakalıyor.

Her olayda gözyaşlarına boğuluyorsa bir şeyler yolunda gitmiyor olabilir. Bu çocuğun bağlılık dönemini yeniden verebilirsiniz. Biraz geri gitmeli, gelişim dönemini geri götürmeli. Ağlayan çocuk daha çok itilir normalde. Sabah kalktığı andan itibaren daha iyi ağlamasını teşvik edecek bir ebeveynlik yapmalı. Kendi başına yersin, uyursun değil, hepsinden geri çekilip, duygularını duymalı.

Sonuç olarak akran zorbalığından veya herhangi bir olumsuz durumdan çocuklarımızı koruyabilmek için, sağlıklı bir regülasyon mekanizmasına, gözyaşlarını bulmalarına, duygularını ve kendilerini ifade edebilmelerine izin vermemiz gerekiyor. Ve hatta hayır demelerine fırsat vermeliyiz. Vermeliyiz ki gerekli noktalarda onlar da hayır, dur cevabını verebilsinler.

4 YORUMLAR

CEVAP VER