Modern zamanların hikaye anlatıcısı; Oliver Jeffers

0
1882

Jeffers, modern zamanların hikaye anlatıcısı. Samimi, masalsı, büyüleci çizgileri ve kitaplarıyla çocukları başka dünyalara yolculuğa çıkarıyor. Olaylara çocuk gözünden bakıyor. Kitaplarında mesaj kaygısı yok, çizginin büyüsü ile çocuklar hikayenin bir parçası gibi hissediyorlar.

Jeffers Avustralya doğumlu bir sanatçı. Çocuk kitapları dışında pek çok eserleri var, bu eserler New York ve Londra gibi şehirlerin müzelerinde sergileniyor. Yazdığı ve resimlediği çocuk kitapları farklı ülkelerde pek çok ödüle layık görülmüş. Kitapları 30 dile çevrilmiş, maalesef Türkçe bunlardan biri değil. En kısa zamanda yayınevlerinin bu konuyu ele almasını bekliyoruz:)

Sanatçının bol ödüllü kitaplarından bazıları; How to Cath a Star? (Yıldız Nasıl Yakalanır? 2004), The Day The Crayons Quit (Kurşunkalemlerin Çıkıp Gittiği Gün, 2013).

Jeffers’ın sıra dışı bir tarzı var, öyle yazıyor ve öyle resimliyor ki bir yetişkin hayal gücünün kat be kat ötesinde. Kitaplarında farklı resimleme teknikleri kullanıyor. Konuları çocuklar için olabilecek en eğlenceli yanıyla ele alıyor. Örneğin; çocuklar tüm renkleri sevsin diye boya kalemlerinden çocuklara mektuplar yazıyor. Ya da kağıt tüketimini azaltmak için, kağıttan mektuplar yapan bir ayının öyküsünü anlatabiliyor. Lafı çok uzatmadan sözü kitaplarına bırakalım.

The Heart And The Bottle (Kalp ve Şişe)

Sevginin ve kaybın bu kadar naif anlatıldığı başka bir kitaba rastlamamıştım. Her şeyden sonra umudun varlığının, çocuk gözüyle anlatılması müthiş bir başarı bence.

the heart and the bottle

Bir zamanlar, uzaklarda, herkese benzeyen bir kız vardı. Kafasının içi hep merak doluydu. Kız pek çok şeyi merak ediyordu; mesela yıldızları, denizi, yeni şeyler keşfetmeyi… Ta ki bir gün odada boş bir sandalye bulana dek. Sandalyeyi boş görmek kalbini kırmıştı. Emin olmasa da kalbini bir şişeye koyup saklamanın doğru olduğunu düşündü. O anki en uygun çözüm bu gibi gelmişti.

Ama kalbini şişeye koyduktan sonra hiç bir şey aynı değildi, artık yıldızları unutmuştu, denizi de. Hiç bir konuda merakı kalmamıştı, dünyadaki hiç bir şey artık dikkatini çekmiyordu. Kalbinin şişede olması tuhaf olsa da en azından güvendeydi ve kırılmıyordu.

the heart and the bottle 2

Bir deniz kıyısında kafası hala merak dolu bir minikle karşılaşana kadar. Minik kız ona sorular sordu. Ama içinde kalbi olmadan bunlara cevap veremeyecekti. Kalbini şişeden çıkarıp yerine koymaya karar verdi. Ama kalbini şişeden çıkarmak o kadar da kolay değildi. Testere ile kesti olmadı, yukarıdan aşağıya attı olmadı. Ne denediyse olmadı.

Belki sahilde karşılaştığı kafası merak dolu minik ona yardımcı olabilirdi. Ve oldu da. Minik kız kalbi şişeden çıkardı ve o da yerine koydu. Tüm bunlardan sonra sandalye artık boş değildi, çünkü artık sandalyede o oturuyor ve pek çok kitaplar okuyordu. Yine kafası merak doluydu.

The Great Paper Caper 

Kağıt israfını anlatmak için sanatçının hayal ettiği ayı karakteri ve yarışma kurgusu inanılmaz bir kurgu. Bir mesaj ancak bu kadar doğal olabilir ve hikayenin içine yedirilebilirdi.

Ormanda her şey olması gerektiği gibi ilerlerken bir gün aniden bir şeyler ters gitmeye başladı. Ağaçların önce dalları sonra gövdeleri ortadan kayboluyordu. Ağaçlar nasıl ortadan kayboluyordu hiç kimse anlam veremiyordu.

the great paper caper

Önce ormanda yaşayan herkes birbirini suçladı. Herkes olaylar sırasında nerede olduğunu açıklayabiliyordu. Sahiden kim alıyordu ki ağaç parçalarını?

Orman sakinleri bir soruşturma başlatmaya karar verdi, olay yerini bir şerit içerisine aldılar ve kimin yaptığına dair bir kanıt bulmaya çalıştılar.(Burada Cemre kendini tutamayıp Ayı yaptı anne ayı dedi:) Araştırmanın sonucunda kağıttan yapılmış bir uçurtma buldular. Uçurtmanın üstünde ise ayının parmak izleri vardı. Polise haber verdiler. Ayı karakola gitti ve ifade verdi. (Tabi bunlar çocuk diliyle çok sempatik bir şekilde görselleştirilmiş.)

the great paper caper 2

Ve ayı suçunu itiraf etti. Gerçekten ağaçları o kesiyordu. Çünkü kağıttan uçak uçurtma yarışmasına katılacaktı, ancak bu işte pek başarılı sayılmazdı ve kimseden yardım isteyemedi. Evde kağıdı kalmayınca da ormandan aldığı ağaçları keserek kendine yeni kağıt yapmıştı.

Yargıç geyik ayıyı suçlu buldu, kestiği tüm ağaçların yerine yenilerinin ayı tarafından dikilmesine karar verdi. Ayı her gün gidip ağaçları sulayacaktı. Sonucunda arkadaşları yarışma için ona yardım ettiler ve yarışmada ailesi gibi o da kazanan oldu.

The Day the Crayons Quit

Oliver Jeffers bu kitabın çizeridir. Minikler bazı renkleri çok, bazılarını daha az seviyorlar değil mi? Mesela benimkiler pembe ve kırmızıyı çok seviyorlar. O renklerin boyaları kapış kapış, en çabuk onlar bitiyor, diğerleri geriden geliyor. Sanatçı tüm renklerin güzel olduğu mesajını renklerin ağzından birer mektupla çocuklara anlatıyor.

Diğer yandan yaratıcılık demek aslında her nesnenin her renk olabilmesi demek. Ağacı yeşile, denizi maviye herkes boyayabilir. Önemli olan farklı renklerle, onlara farklı anlamlar katabilmektir. Örneğin; deniz her zaman mavi değildir, gün batımında turuncuya dönebilir ya da pembemsi olabilir, yağmurlu günlerde yeşil olur. Bu tekdüzelikten çocukları kurtarmak için her nesne her renk olabilir diyor sanatçı…

the day the crayons quit

Duncan da diğer çocuklar gibi bazı renkleri diğerlerinden daha fazla sevmektedir ve daha çok kullanmaktadır. Fakat renkler bundan şikayetçidir. Örneğin kırmızıyı çok kullandığı için, kırmızı küçücük kalmıştır ve biraz dinlenmek istediğini söyler Duncan’a.

Pembe az kullanılmaktan ve sadece prenses boyamasında kullanılmaktan şikayetçidir, ‘pekala dinazorlar da pembe olabilir’ der.

Gri, fil gibi büyük hayvanların kendisi ile boyanmasından mutlu değildir, siyah sadece kontör olarak kullanılmak istemez, iç dolgularda da kullanılmak ister:)

the day the crayons quit 2

Sarı ile turuncu güneşin rengi olmak için yarışırlar:) Her rengin farklı beklentisi vardır…

This Moose Belongs To Me

Sizin evde de ‘bu benim’ sendromu var mı? Bizim evde uzun zamandır var. Peki çocuğunuz bir gün bir geyik bulsa ve onu sahiplenmek istese ne yapardınız?

this moose belongs to me

Kitabımızın kahramanı bir gün bir geyik ile karşılaşıyor ve onu sahiplenmeye karar veriyor adını da Marcel koyuyor. Çocuk Marcel’e kurallar koyar ve uymasını bekler. Ama pek çok zaman Marcel onu dinlemez. Bazen Marcel çocuğu yağmurdan korur, bazen de ağaçtan elma almasına destek olur. Bir gün bir kadınla karşılaşırlar. Kadın Marcel’e Rodrigo diye seslenir ve ona elmalar verir. Marcel kadınla birlikte gider. Çocuk üzgündür ve mutsuzdur.

Ormanda yürürken çocuk iplere dolanır ve orada bağlı kalır. Şükür ki dostu Marcel onu arar, ormanda bulur ve kurtarır:)

Lost and Found

Sanatçının çok ödüllü ilk seri kitaplarından biri Lost and Founs. Bir gün ansızın bir penguen kapınızı çalsa ne yapardınız? Muhtemelen kaybolduğunu düşünür, onu ait olduğu yere geri götürmek isterdiniz değil mi?

lost and found

Çocuk da aynen öyle yapıyor, önce kayıp eşya bürosuna gidiyor ama kimse kayıp bir penguen bildirmemiş. Yoldaki kuşlara, küvetteki ördeğine soruyor ama onlar da bilmiyorlar. Sonunda kitaplardan araştırıyor ve buluyor, penguenlerin South Pole’de yaşadığını öğreniyor. Bir kayığa binerek penguenle birlikte yola çıkıyorlar. Sonunda varıyorlar. Çocuk onu South Pole’de bırakıyor ama nedense penguen her zamankinden daha da mutsuz. Önce neden mutsuz olduğunu anlamıyor. Çünkü onu ait olduğu yere bıraktığını düşünüyor.

lost and found 2

Çocuk uzun uzun düşünüyor. Sonunda anlıyor ki; penguen başından beri kendini yalnız hissettiği için çok mutsuz, tek ihtiyacı aslında sevgi ve bir arkadaş…

Lost and Found Trailer from Oliver Jeffers on Vimeo.

Jeffers, kitaplarının nasıl yazdığını ve çizdiğini mini bir video ile anlatmış, maalesef Türkçe çevirisi yok, ilginizi çekerse o da burada…

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER