Sana, beni dinlemeni söylediğimde bana öğüt vermeye başladın söylediğimi de yapmadın…

2
2168

Ben çocukken annem benim adıma tüm kararları alırdı. Ne kadar yiyeceğime, ne zaman uyuyacağıma her şeye… Ya da öyle yaptığını zannediyordu. İlkokulda yaptığı sandviçleri dolabımda sakladığımı öğrenince biraz bozulmuştu. Bazen yemekleri o görmeden hızlıca bahçeye döküyordum. Hep aşırı zayıf bir çocuktum. Annemin zayıflığıma dair takıntısı nedeniyle az demir iğnesi yemedim. Allahtan bir doktor bunların gereksiz olduğunu söyledi de sonunda kurtuldum iğnelerden:) Kim bilir o zaman belki de öyle olması gerekiyordu. Bazı kararları yetişkinlerin alması gerekiyordu, peki sahiden öyle miydi?

Gün geldi, roller değişti, ben anne oldum. Onların havaya göre ne giyeceğine ne kadar yemek yiyeceklerine, ne giyineceklerine ben karar verecektim tabi ki. Değil mi? Yok pek öyle değilmiş. Onlar bana öğrettiler o işin çok da öyle olmadığını. Soğuk bir kış günü çorapsız okula gittiğinde ya da karlı bir havada yağmurlukla evden çıktığında, kararları aslında benim vermediğimi anlamıştım…

Geçen akşam yemekte Nisan’ın henüz doymadığını düşündüğümden (hani zayıf ya bizim kız) ‘hadi biraz daha ye annem’ dedim. ‘Ben doydum anne’ dedi. ‘Ama çok az yedin canım, hadi biraz daha ye’ dedim. Kızdı bana. ‘Uf anne, doydum diyorum, beni duymuyor musun?’ dedi.

Sahiden onu dinliyor muydum ki? Dinliyordum da duyuyor muydum? Artık açlığını-tokluğunu-üşüdüğünü anlayabilecek bir birey(yaşta) değil miydi? Öyleyse ben niye her şeye onun adına karar vermeye çalışıyordum ki sahi? 

Yukarıda verdiğim örnekler hep öz bakımla ilgiliydi ama her durum ve koşulda çocukların sadece dinlenilmek ve anlaşılmak istediklerini fark ettim. Yetişkinlerin dil yeteneği var bu nedenle kendimizi çok net ifade edebiliyoruz. Oysa çocukların dil yetenekleri henüz gelişmediği için bizim kadar net duygularını ifade edemiyorlar.

Tüm bu dinleme-duyma üzerinde düşünceler aklımdan geçerken, geçen ay Leyla Navaro’nun ‘Beni Gerçekten Duyuyor musun?’ adlı kitabına rastladım. Bu kitap geç keşfettiklerimden, ama sahiden çok akıcı ve net. Kitaptan bazı alıntılar yapıyorum ama tamamını okumanızı öneririm.

Çocuğunuzu olduğu gibi kabul ediyor musunuz?

Genellikle anne-babalar çocuklarının duygularını kabul etmezler.

  • ‘Ne varmış bunda ağlayacak? İnsan kedi için üzülür mü?’
  • ‘Sulu göz işte, top kayboldu diye ağlanır mı?’
  • ‘Hiç insan kardeşini kıskanır mı? Ne ayıp’
  • ‘Aslında sen öyle düşünmüyorsun biliyorum.’
  • ‘Ne var ki korkacak? Senin gibi bir çocuk karanlıktan korkar mı? ‘

Üzüntü, kıskançlık, korku gibi duygular biz yetişkinlerin hoşuna gitmediği için çocukların hissettiği bu duyguları kabullenmeyiz. Değiştirmeye çalışırız. Oysa tüm bu duygular olumlu diğer duygular gibi hayatın bir parçasıdır. İfade edilse de edilmese de her daim her yaş grubu tarafından hissedilir. Duygularını ifade edebilme, duyguları ve korkularıyla kabul görme çocuğun en önemli ihtiyaçlarından biridir.

Yetişkinler çocukların olgun ve mantıklı davranmasını beklerler. Ancak yaşları itibarıyla da çocukların bazı davranış ve duygu durumları olabilir. Örneğin 3 yaşında bir çocuk eve gelen misafirle oyuncağını paylaşmak istemeyebilir. Aslında bu oldukça doğal bir durumdur. Bu sırada ebeveynler ona paylaşması için baskı yaparlar, hatta bazen ağlatarak da olsa oyuncağı paylaştırırlar. Bunu yaşayan çocuk anlaşılmadığını, dinlenmediğini düşünür. Saldırganlaşabilir.

leyla navaro8

‘Dinle 

Sana, beni dinlemeni söylediğimde bana öğüt vermeye başladın söylediğimi de yapmadın,

Sana, beni dinlemeni söylediğimde bana niye demeye başladın duygularımı ayaklar altına alıp çiğnedin,

Sana, beni dinlemeni söylediğimde kendini buna zorunlu duyumsadın, sorunlarımı çözmeyi ister gibi davrandın sonunda beni de başarısızlığa uğrattın,

Dualar belki de bazı kişilere yardımcı olur çünkü Tanrı öğüt vermez, suskundur. Ve durumları çözmeye çalışmaz. O yalnızca dinler ve işinizi kendinizin çözümleyeceğinize inanır.

Öyleyse lütfen dinleyin ve beni işitin. Eğer konuşmak istiyorsanız birkaç dakika sıranızı bekleyin. O zaman ben de sizi dinleyeceğime söz vereyim.

Buscaglia, Leo, Birbirimizi Sevebilmek, İnkılap Kitabevi, 1985′

Başını televizyondan, cep telefonundan, gazeteden kaldırmadan gerçek dinleme olmaz. Gerçek dinlemede iki kişi göz göze bir iletişim halindedirler.

Hani eskiler derler ya; Cankulağı ile dinle!

Örneğin bir inatlaşma zorluğu yaşıyorsanız aslında durup dinlerseniz, belki de sadece bir şeyi bir kez yapmak istiyor, ya da yapmak istemesinin bir nedeni var, belki de başka bir şeyle bir benzerini yaparak da tatmin olabilir. Ama bunu bilebilmek ve anlamak için daha fazla dinlemek gerekiyor.

‘Peki gerçek dinlemeye neler engel olur? 

  1. Öğüt vermek, konuya çözüm getirmek, yönlendirmek
  2. Yargılamak, eleştirmek ve ad takmak
  3. Soru sormak, araştırmak, incelemek’

İyi de soru sormadan nasıl dinleyeceğim diye sorabilirsiniz. İyi bir dinleyici olmak için sadece ‘dinlemek’ yeterlidir.

Çünkü ancak gerçekten gönülden dinlerseniz karşınızdakini anlarsınız. Unutmayın çoğu zaman karşınızdakinin ihtiyacı sizin tarafınızdan duyulmaktır. Zaten güzel olanı sorunların onun tarafından çözülmesidir.

Gerçekten dinlemek için ne yapmak gerekiyor? 

Sessizlik, odaklanma, göz göze iletişim, o sırada ebeveyninin başka hiç bir uyaran ile ilgilenmemesi. Dinlerken çocukların;

  1. Cümlelerini tekrar edebilirsiniz, böylece öykünün devamını da dinleyebilirsiniz
  2. Duygularını dile getirebilirsiniz. ‘Bu seni üzüyor olabilir vb.’

Bazen çocuğunuzla yaşadığınız bir sıkıntının altında bambaşka bir neden olabilir. Bu nedeni onun ağzından direkt olarak almak mümkün olmasa da iyi bir dinleyici olursanız alabilirsiniz.

Katılımcı dinlemeye muhteşem güzel bir örnek…

leyla navaro 2

Annelerin mutluluğu önemlidir!

Mükemmel anneler çoğunlukla mükemmel çocuklar yetiştiremez. Çünkü mükemmellik adına hem kendinden hem de çocuğundan aşırı beklenti vardır. Anneliğin mükemmelliği yoktur olmamalıdır. Çünkü annelik temelde bir ilişkidir. Önemli olan birlikte geçiren zamanın niceliği değil niteliğidir. Annelerin mutluluğu ruhsal ve zihinsel doyumu çok önemlidir.

Mükemmel anneler mükemmel çocuklar yetiştirmez ama mutlu anneler mutlu çocuklar yetiştirir. Kanımca, bir annenin(veya bir babanın) çocuklarına vereceği en önemli hediye, mutlu olmayı öğrenmek ve örneklemektir.

Kabul edilemez davranışlara nasıl engel olunur?

Ödül veya ceza gibi sistemlerin geçici bir çözüm olduğunu önceki yazılarda paylaşmıştım. Önemli olan davranış ortaya çıkmadan önce engelleyebilmek. Bunun anahtarı da istenmeyen bir davranış ortaya çıkmadan, çocuktan beklentilerin ve evdeki kuralların net bir şekilde ortaya konuyor olması.

Örneğin; Geçen gün eşim evde olmayacağı için sabah çocuklarla evde yalnızdım. Servise yetişememek konusunda endişeliydim. Çocuklar her sabah bizi giymek istedikleri kıyafet ve tokalarıyla sınarlar ve günün sonunda da biri mutlaka ağlardı. Nisan(yaş4,5) akşamdan konuştum. ‘Kızım sabah evde yalnızız’ dedim. ‘Senden ricam bana destek olman. Tatlı tatlı sabah giyinebilir miyiz? Hem sonra sen bana kardeşin konusunda yardım edersin olur mu?’ dedim. ‘Tamam anneciğim’ dedi. Sahiden de öyle oldu, sabahtan sakince kalktı, huzurlu bir şekilde üstünü giyindi. Kardeşi ağlasa da sakinleştirmek için bana destek oldu. Bir ara suratım asılmış ki, ‘üzülme anne birazdan giyinir o da’ dedi beni avuttu. Evden çıkarken paltosunu o giydirdi. Hayran oldum iletişimize. ‘Demek ki ben ondan beklentilerimi açık ve net belirttiğimde yaklaşımları farklı olacaktı..’

Peki kabul edilemez davranışlara engel olmak içine neler yapabiliriz?

1.Sorun olan davranıştan önce önleyici bir açıklama yapabiliriz. Yani olay gerçekleşmeden önce çocuktan beklenen davranış açık ve net bir şekilde çocuğa anlatılır ve beraber çözüm aranır. Örn; misafir geldiğinde anne salonun dağınık olmasından rahatsız oluyorsa, çocuğu ile birlikte bu soruna bir çözüm arayabilir.

2.Çevreyi değiştirme yani çocuğa kızmamak için ön tedbir alma. Örneğin büyük çocuk küçüğün ders çalışmasına her gün engel oluyorsa küçük için o anda farklı bir oyun alanı yaratmak gibi.

3.Çocuktan beklenen davranış için örnek olunabilir.

4.Çocuğun iyi alışkanlıklar geliştirmesine yardımcı olma. Dağılan odayı ilk seferde anne ve çocuğun birlikte toplaması gibi.

5.Sorun olan davranış sırasında anne baba kabul edilmeyen davranışın nedenini bulmayı deneyebilir. Örn;yemek yemiyorsa o gün öğleyin çok yemiş olabilir, sürekli kardeşinin odasında oynuyorsa kıskanıyor olabilir vb.

6.Alternatif sunulabilir, sürece dahil edilebilir. Örn; market alışverişi sırasında çocuk her şeye dokunuyorsa, listeyi onun eline verip, sepete onun koymasına müsade edilebilir.

7.Anne-babanın kabul edilemez davranıştan dolayı hissettiği olumsuz duyguyu ve olumsuz etkiyi belirtmesi. Örn; ödevini yapmadığında çok üzülüyorum(duygu), bu benim sokağa çıkmama engel oluyor ve sana olan güvenim azalıyor(etki).

8.Çocuğa kabul edilmez davranışların sonuçlarını eğer varsa görmek durumundadır. Görmezse davranış tekrarlanır.

9.Çocuğun kabul edilemez davranışın sonuçlarını yaşamasına müsade etme.

Disiplin 

Gerçek disiplin görünmezdir, mevcut yaşamın tadını kaçırmaz. Otorite=Disiplin değildir. Çünkü gerçek disiplin sevgi ve anlayış ister. Disiplin uygulanmaz öğretilir. Evin disiplin kurallarının herkes tarafından açık ve bilinir olması gereklidir. Bazen çocuklarımızın her şeyi bildiğini ve tüm sorumluluklarına hakim olduklarını düşünüyoruz ancak bu büyük bir yanılgıdır. Günün sonunda onlar çocuktur. Kendilerinden beklenen davranışların açık ve net bir şekilde onlara ifade edilmesi gereklidir.

Disipline geri dönersek; evde oluşturulan kurallar yetişkinler tarafından da tam olarak uygulanmalı, kendi keyiflerine göre delinmemeli, tutarlılık olmalı.

Dış kontrollü disiplin; bağırma, tehdit etme, koşul koyma, sevgiyi esirgeme asla başarılı olmaz. Bir ara evdeki durumları yönetmekte zorlandığımız için yemek sonrası tatlı vaadleri gibi koşul koyma yoluna girmiştik. Bu öyle bir sarmal ki insanı içine alıyor, bir daha da zor çıkılıyor. Sonrasında hemen çocuklar bize fark ettirdiler. Onlar da artık bize koşul koymaya başlamışlardı. Yemeğimi yerim ancak parka gidersek. Allahtan sinyali erken aldık ve yoldan döndük. Artık iletişimimizde koşul koymak yok. Ara ara deniyorlar ama bunun kabul görmeyeceği konusunda çok net olduğumuz için ilerleyemiyorlar.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Leyla Navaro kitabında pozitif disipline, özdenetime dair pek çok yöntem önermiş. Ben içlerinden en çok takdir etmeyi sevdim. Hani ‘Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır’ derler ya. Çok da doğrudur aslında. Takdiri pekiştireç gibi kullanmak, her olumlu hareketi takdir etmek çok kıymetli. Yani önerme şu; çocukların olumlu yönlerine ve davranışlarına daha çok olumlu tepki göstermek. Anne-babasından takdir gören çocuk daha iyisini yapmaya gayret edecektir.

2 YORUMLAR

CEVAP VER