Dilini bilmediği ortamda küçücük çocuk ne yapacak?

0
1053

‘Bu yazı Gunesanne okurlarından oğlu ile birlikte İsviçre’ye taşınan Evrim Coşan tarafından kaleme alınmıştır.’

Çocuk sahibi olmak inanılmaz bir duygu, çok heyecanla beklediğim bir deneyimdi. O yüzden yakından deneyimleyebileceğim bir dönemde, 30’lu yaşlarımın başında, işimi düzenleyip hafiflettikten sonra dünyaya getirmiştim Ata’yı. Hamilelik dönemimden, gaz sancılarıyla kıvrandığı, katı gıdaya geçtigi 6.aydan, kendi özgürlüğünü kazanıp badi badi benden uzaklaştığı 1.yaş dönemine kadar hep onu dinledik evde, hem babası hem annesi olarak.

Bize hep “hazır olduğumda yaparım ki ben” mesajını vermişti. Sevmediyse üstelemedik, bir sonraki deneyişimizde bir adım daha ilerleyeceğimizi öğretmişti bize. Tek ihtiyacı olan şey, sabırdı, her çocuk gibi. Hazır olmadiği bir gelişim için ona zaman tanımamız gerekiyordu.

Tam herşey düzene girdi artık “oh!” dediğimiz 2,5 yaş döneminde karşımıza iş durumundan yurtdışı fırsatı çıktı. Benim iş hayatına henüz dönmediğim bir dönemde “olleyyy! tam da zamanı” olabilecek bir fırsat, çocuğu düşündüğümüzde “hay allah, nasıl adapte olacağız?”a dönüşüveriyordu birden.

Taşınma

Yaz sonunda Lozan/İsviçre’ye taşınacaktık. İlk araştırmalarımız cocuklar için gayet çocukdostu bir şehir olduğu yönündeydi. Türlü parklar, oyun alanları, bakıcı/anaokulu hizmetlerini bulabileceğimizi öğrenmiştik. Tamamdı o zaman! E anne babası olarak dünyanın her yerinde ihtiyacımızı çözebilecek koskoca İngilizce’miz vardı, daha ne olsundu. (Lozan’da ingilizceyi konuşabilen çok az kisinin olabileceğini, hiç bir yönlendirme ve açıklamayı ingilizce bulamayacağımızı yaşamaya başladığımızda fark edecektik.) Ata’nin bu eşsiz dil “ingilizce”yi bilmedigi icin anaokul’a baslama zamanlamasını danışmak için pedagogumuza gittik öncelikle. İletişimi oyunla ögrenebilmesi için gider gitmez başlatmamızı önerince önden anaokulu araştırmaya başladık.

lozanda-hayat

İsviçre, İngilizce dışında 3 anadilin konuşulduğu (fransızca, almanca, italyanca) 13 kantondan oluşan bir ülke. Bizim bulundugumuz Lozan şehri ise güneyde fransız kantonunda yer alan ve bir insanın fransızca bilmediğini hayal bile edemeyenlerin bulunduğu bir coğrafya öyle ki ingilizce bildiğinizi söylediğiniz bir yerde, size ısrarla fransızca cevap veren, yine de inanılmaz sempatik olabilen insanların ülkesi.

Fransızca bilmemenin bir insanı Fransa’da bile buradaki kadar zorlayabileceğini sanmıyorum.

Öyle ki bir otobüs durağında bir saate yakın otobüs bekleyip, çalışma olduğu için seferlerin iptal edildiğini hislerinizle tahmin etmeyi öğreniyorsunuz. Oysa yakındaki heryerde bu uyarı bilgisi bulunmakta, ve fakat sadece fransızca. Bu da bize yeni bir dil öğrenme konusunda inanılmaz bir motivasyon.

Dolayısıyla, okul seçiminde öğretmenlerle anlaşabilmemiz için bilingual (fransızca+ingilizce) eğitim veren okulları seçmemiz gerektiğini anlamamız çok uzun sürmedi. İlk talebimiz bizimki gibi yurtdışından gelen çocuklarının çokça olduğunu tahmin ettiğimiz eşimin şirketinin anaokulunaydı. Fakat “yedekte bekleyen 10.kişisiniz” yanıtı alınca (bu 10 kişiye ayrı sınıf niye açmazlar? düşünceleri içinde) diğer alternatifi seçtik. Bilingual olan, bununla da haklı olarak övünen bir okul.

yeni-okul-adaptasyonu

Okulla yaptığımız gorüşmede, çocuğun isaret-baş parmak koordinasyonu takibinden, merdivenleri ayrı bacaklarla inip çıkabilme becerisine, kendi başına yemek ve tuvalete çıkmaya kadar takip ve teşvik ettiklerini öğrenince ister istemez bir mutluluk kapladı içimizi. Emin ellerdeydik fakat alışık olmadığımız Fransız usulü bir başlangıç sistemi vardı. Çocuğu elinden tutup okula getirmem ve ilk günden sınıfa bırakıp çıkmam gerekiyordu. Türkiye’deki gibi anneli alışma seansları yoktu ve hiç ihtiyaçları olmamıştı. Ağlasa da bağırsa da benden çocuğu bırakıp arkamı dönüp çıkmam bekleniyordu.

yurtdısında-hayata-adaptasyon

Kendi içimde tereddüt yaşarken çıkamadım tabiki!! Ben ağlar, çocuk ağlar vaziyette biri sınıfın içinde biri de dışında olmak üzere dram yaşıyorduk! Günlerce ikna etmek için sınıfın önünde, okulun çok yakınlarında, oyun oynadıkları alanın yakınında bir bankta bazen gizli bazen beni görmesine izin vererek Ata’yı izledim.

Fakat sonunda fark ettim ki sorun bendeydi. “Dilini bilmediği ortamda küçücük çocuk ne yapacak?!” tedirginliği yaşayan bendim aslında. O da beni gördükce alışmaya çalışmak yerine yardım istiyordu. Cidden tek ağlayan çocuk bizimkiydi! Tabi etraftaki tek anne de ben! 1 haftalık dramaqueen tecrübemiz sonrası olay çözüldü. Hem de çok kolay bir şekilde. Bu konuda sıkıntısı, hatta herhangi bir fikri olmayan babayı çocuğu okula bırakma işinde kullanınca ne ağlama kaldı, ne istememe..

Gün içinde ara öğünlerin 1 dilim elma, 1 tane bisküvi olmasından çıkarımla bir Türk anne porsiyonuna ulaşamayan yemek menüleri dışında, sistemleri oldukça sevimli ve keşfetmeye teşvik edici.

yurtdısında-ebeveynlik

• Yeşil Alan

Öncelikle her okulun kendi okul sınırları içinde, yoksa diğer okullarla dönüşümlü kullandığı minik bir futbol sahası büyüklüğünde bir yeşil alanı var. Çocuklar yağmur olmadığı sürece, hava ne kadar soğuk olursa olsun, bu yeşil alanda yemekten önce ve sonra mutlaka vakit geçiriyorlar. Serbestçe koşup oyunlar oynuyorlar. Yağmurlu günlerde yine ortak kullanım bir gym’leri var. Çocuklar ayrı ayakkabılar ile burada takılıyor, enerjilerini atıyorlar.

• Okul gezileri 

Ayda yaklaşık iki kez çoğunlukla tren ve otobüsle yaklaşık 1 saatlik mesafelerde geziler yapıyorlar. Ata bile 2 aylık surede, minik bir kukla yapım atölyesi ile, Montroe’de bir dağın zirvesinde, karlar içinde Noel Baba piknigine gitti. Şehirde gezerken sürekli rehber öğretmenler eşliğinde otobüs bekleyen, yaya geçitlerinde el ele tutuşarak geçen flyer askıları takmış minikler görmemiz bu yüzden.

Ülke düzenli ve güvenli olunca minicik tipler 2-3 ögretmenle tüm günlük bir seyahat yapabilir durumda olabiliyorlar. Biz de güvenle teslim edebiliyoruz.

Adaptasyon

Adaptasyonumuza gelince; 2-3 hafta sonrasında tek takıntımız elimizi sıkı sıkı tutarak sınıfın kapısına kadar gelen, yerine sakince oturup sonrasında o gün rahatsa el sallayan, çok rahat degilse hafifçe görmezden gelen bir minik adam.

2. Ay itibari ile ise oyun alanında yuvarlanmaktan her tarafı çamur icinde eve gelen, okuldan çıkmak istemeyen, üstüne bir de anne-babadan çok daha iyi aksanla ingilizce kelimeleri söyleyen, fransızca henüz konuşamasa da anladığını belli eden ve tepki veren bir minik adam.

Lozan'da bir çocuk hastanesinde minikleri neşelendirmeye çalışan doktorlar
Lozan’da bir çocuk hastanesinde minikleri neşelendirmeye çalışan doktorlar

Herşey o kadar hızla gelişiyor ki, yine zaman oldu derdimizin çaresi.

Şu kısacık zamanda yaşadıklarımız önümüzde büyük bir tecrübenin olacağının göstergesi. En büyük tecrübeyi Ata yaşayacak, hangi kazanımlarla döneceğimizi ise zaman gösterecek.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER