Bir veli toplantısının anotomisi

0
766

Geçen haftasonu özel okullar için veli toplantıları zamanıydı. Pek çok veli okulları ziyaret etti, çocukları için bilgi aldı. Biz de onlardan biriydik. Bu tip toplantılarda çocuğunuzla ilgili konuşmak için yaklaşık 15-20 dakikanız oluyor. Bu süre içerisinde hızlı bir değerlendirme alıyorsunuz. Uzun uzun konuşmak için çok vakit olmuyor, zira sırada pek çok veli var.

Toplantıda sınıf öğretmenleri ve branş öğretmenleriyle görüştük. Tabi kısıtlı zaman olduğu için de derin dinleme yaptık. Kızımız anaokuluna gidiyor, hesapta bir şey öğrensin derdimiz de yok, ama gel gör ki öğretmenin ağzından çıkan minik bir yorum bile insanın içini kabartabiliyor. Çalıştığım için sadece toplantılarda okula gidebiliyor olsam ve rahat veli olduğumu sansam da anne olmak, her daim anne olmak işte.

Öğretmenin ağzından çıkan ‘arada çocuklar sıkılıyor, aktivite yapmak istemiyor’ diye söylenen bir cümle beni alıp;

‘Acaba sıkılıyor mu?, geçen yıl da 4 yaş sınıfındaydı, yine kareler&daireler, ay ben de olsam içime fenalık basardı’lara götürüyor. Birden vah vah, tüh tüh duygusu içinde buldum kendimi. ‘Eyvah bu sene kesin sıkılacak, seneye okula gitmek istemeyebilir, ya okuldan soğursa…’ sorularını beynim 1 dakika içerisinde kendi kendine soruyor. Halbuki öğretmen genel konuşmuş ve sınıfla ilgili genelleme yapıyor; ama annesin ya işte, illa kafanda binbir tilki olacak. Bir cümleden yüzbin senaryo yazacaksın el mecbur.

Yankı Yazgan bir seminerinde anne-babaların beyinlerinde en çok çalışan bölgenin Limbik sistem içinde yer alan Amigdala olduğunu anlatmıştı. Amigdala duygusal hafızanın olduğu, bizi vezir de rezil de eden yermiş. Aynı zamanda endişe merkezi.

limbik-sistem

Amigdala küçük bir badem büyüklüğünde ve duyguların merkezi burası. Amigdala uyarılınca (ki nasıl uyarıldığı henüz bilinmiyor) korku ve heyecan oluşuyor; insan alarma geçiyor; kavgaya ve kaçmaya hazırlanıyor. Beynimizde badem büyüklüğünde olan bir organın bize yaptığına bakın. Ufacık bir cümlede bile beni endişe denizine sürüklüyor.

İşin kötüsü bu endişe merkezi iyi şeyler duyunca da çalışıyor, kötü şeyler duyunca da. Hayalgücü de oldukça zengin:) Mesela sanat öğretmeni; kızımızın planlı ve organize olduğunu, dikkat ve konsantrasyon süresinin uzun olduğunu dolayısıyla bir sanat dalıyla ilgilenebileceğini söylüyor. Çok mutlu olmalıyız değil mi?

Ama yok hayır, ne mümkün? Amigdala sizi rahat bırakır mı? Badem büyüklüğünde hesapta ama sonsuza kadar uzanabilecek negatifler listesi sıralıyor önümüzde. Tabi öğretmen de o sırada suratımızdaki endişeyi görüyor. Hemen ‘mimar da olabilir mesela’ diyor.

Çok tuhaf bir an, insanın kaygısı yüzüne bu kadar mı yansır, yansıyan kaygı dışardan bu kadar mı görünür olur…

Neden kaygılanıyorduk ki sahiden? Türkiye’de sanata ve sanatçıya verilmeyen değerden mi? Yoksa sanatçı olursa çok zorlanacağını düşündüğümüzden mi? Ya da çocukluğumuzdan beri sanatın aslında iyi bir hobi olacağını, meslek sahibi olmanın (doktor, avukat,mühendis gibi) bir gereklilik olduğunu öğrendiğimizden mi?

Hep diyorum size, anne-babalık zor zanaat diye. Ah bir de şu badem Amigdala iki de bir bizi dürtmese…

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER