Modern çağın ayrılık biçimleri

0
580

Önce geniş aileydik. Modern çağ ile birlikte çekirdek ailelere dönüştük. Kadının çalışma hayatına katılımı ile çocukların bakımına destek olacak kişiler hayatımıza katılmaya başladı. Biraz şanslıysak bunlar aile büyükleri oldular. Eğer değilsek de onların yerini çoğu Türki cumhuriyetlerden gelen yardımcılar aldı.

Kimi bulmakta zorlandı, kimi çok değiştirdi, kimi sorunlar yaşadı, kimi mutlu oldu. Öyle çok yardımcı öyküsü var ki. Çoğunlukla hikayeler negatif. Zaten olumlu ve mutlu olduklarımızı konuşmuyoruz ki. En çok zorlandıklarımızı, sıkıntı duyduklarımızı paylaşıyoruz.

Biz şanslı olanlardandık, Nisan’ın doğumu esnasında bizimle yaşamaya başlayan yardımcımız son 4 yıldır devam ediyordu. Nisan ve Cemre’nin bakımına önemli katkıları oldu. Tabi dört yıl iki kadının aynı evde yaşaması da kolay olmadı, çeşitli zamanlarda farklı zorluklar yaşandı. Karşılıklı anlayış ve zaman zaman toleranslar ile çözdük bu güne kadar.

Ne kadar ötelesem ve ertelesem de sonunda ayrılık zamanı geldi, onun da çocuklarına ve ailesine dönmesi gerekiyor.

Benim için bunu kabullenmek çok zor oldu, çok kez dönül tarihini erteledik ama artık öteleyemeyeceğimiz bir zamana geldik. Yaklaşık bir yıldır ‘ha gitti ha gidecek’ diye üzülüyordum. Yani benim yasım başlayalı aslında çok oldu, şimdiler ise bende daha çok telaş var, bu süreci nasıl geçireceğimiz ile ilgili.

Çocuklar için ise tuhaf bir ayrılma biçimi bu. Modern çağın getirdiği bir ayrılık modeli. Sonuçta ölüm yok ama ortada bir daha görüşememek var, üstelik bebekliğinin önemli bölümünü bir arada geçirdiği çok sevdiği, bağlandığı birinden ayrılık.

Pedagog arkadaşlarımla görüştüm, son güne bırakma ve önceden söyle dediler. Yaklaşık bir ay kaldı ve eve gelip giden yeni görüşmeler nedeniyle çocuklar da sezmeye başladılar. Dolayısıyla artık ben de söylemek durumunda kaldım. Önerileri duygularına ayna olmam, konuyu rasyonalize etmeye çalışmadan duygularının anlaşıldığının fark edilmesini sağlamamdı. Yas olacaktı ve bol gözyaşı, orası kesin, ama olmasına izin vermek en doğalıydı. Bir anda ortadan kaybolduğunu düşünsenize.. Çok korkunç olmaz mıydı?

Eğer üzülmez ve bu duyguyu da dışa vurmazsa farklı zaman ve şekillerde farklı sorunlarla bu yas ortaya çıkabilirdi. Bu nedenle biz de konuştuk.

Konuşmadan önce ben sakin olmaya çalıştım ve doğru zamanı kolladım. Hadi konuşalım demek istemedim. Konunun açılmasını bekledim ve sonunda bir fırsat çıktı.

Nisan yardımcımıza ‘Yaz gelsin birlikte dondurma yemeye gidelim.’ dedi. Tabi yardımcımız da ‘Bakarız, burada olursam eğer…’ dedi. ‘Ama burada ol’ diye kızdı Nisan.

Bu fırsatı bulunca konuya girdim. Onun bir ailesi olduğunu, onların onu çok özlediklerini, çok güzel bir dört yıl geçirdiğimizi, o gidiyor olsa da bu anıların ve güzel zamanların hep bizimle olacağını söyledim.

Tabi hüngür şakır bir ağlama başladı, itirazlar geldi ardından. Ona ‘Senin çocukların büyük, benim sana daha çok ihtiyacım var’ diyerek durumunu rasyonelize etmeye çalıştı. Ağlamasına izin verdim, duygularını anladığımı söyledim. Sarıldım… Biraz ağladıktan sonra sakinleşti.

Tabi bu henüz birinci dalgaydı, bunun gibi kaç dalga yaşayacağımızı bilmiyorum. Hele gideceği gün, valizler ortaya çıkınca muhtemelen bir tusunami etkisi olacaktır.

Ama ben yanında olacağım. Duygularını dışa vurmasına ve onları özgürce yaşamasına destek olacağım. Birlikte bu süreci atlatacağız. En azından şimdilik böyle düşünerek kendimi umutlandırmaya çalışıyorum. Her güzel şeyin de bir sonu var değil mi? Er veya geç hepimiz öğreneceğiz işte..

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER