Birinci çocuk mu şanslı ikinci mi?

0
979

İkinci hamileliğimi öğrendiğim an ilk kızıma büyük bir haklısız yapacağımı düşünmüştüm. Çünkü o daha küçücük bebekti ve benimle vakit geçirmeye çok ihtiyacı vardı. Oysa hamileliğin özellikle son dönemleri zor olacaktı. Kaldırıp kucağıma alamayacaktım onu. İkinci doğumdan sonra zamanlarım çok bölünecekti, özellikle emzirirken çokça vakit geçireceğimden ona vakit ayıramayacaktım…

Sonra doğum oldu ve fark ettim ki; kafamda yazdığım bu senaryoların hiç biri gerçekleşmedi. Anne yüreği esneyebilen o kadar büyük bir yürekmiş ki, kaç çocuğun olursa onun sevdasına yetecek kadar yer bulabiliyormuş.

Birinci ‘henüz çok küçük, yeni bebekle dengesi bozulacak’ diye üzülürken aslında ikinciyi yani ufaklığı ihmal etmişim. İhmal etmek doğru ifade değil belki de; zamanın doğru bölünmesi diyelim. Tüm bu düşünceler benim kafamdaki dünyaymış, o ise çok sanalmış.

 Her ikisinin de şaslı olduğu farklı konular var bence.

Örneğin, ilkinde çok titizdim, her şey benim için çok yeniydi. Annelik okulu ile ciddi bir didişme halindeydim. Mükemmel olmaya, her şeye yetişmeye çalışırken bir debelenme durumunu deneyimliyordum. Onun için her şeyi mükemmel kılmaya çalıştım. Tabi sadece kılmaya çalıştım demek mümkün, ne kadar olup olmadığını bilmek çok da mümkün değil.

İkinci daha özgür büyüdü, birincide titizlendiğim ne varsa onlardan vazgeçtim çünkü. Çok tuhaf değil mi? Üstelik çok da kısa bir zaman içinde. İnsanın fikirleri ne hızlı değişiyor. ‘Anne olmak bir yolculuk’ demiştim ya hani.. O yolculukta her gün de büyümeye devam ediyorum. Belki onlar gibi boyum uzamıyor ama hem kendime hem onlara her gün biraz daha yaklaşıyorum.

Bence birinci çok şanslı çünkü evde her daim bir arkadaşı var onun, şimdilerde birlikte oyun oynamaya da başladılar. Gerçi henüz kısa zamanlar ama yavaş yavaş artmasını da bekliyorum, bakalım, inşallah:)

İkinci daha şanslı; çünkü ablası onun geçtiği yollardan çoktan geçti. Evde bir akran öğrenmesi süreci deneyimliyoruz. Her şeyi ablasından öğrendi; ablası konuşmayı, şarkıları, oyuncakları, kuralları bir sürü şeyi öğrenmişti ve tabi ufaklığa da o öğretti.

Birbirlerini çok kıskanıyorlar, ki bence bu çok normal. Kim anne-baba sevgisinin bölünmesini ister ki?

Bu yüzden sürekli kavga ediyorlar, birinin elinde çöp olsa diğeri de o çöpü istiyor. Biz yetişene kadar ufaklık sıkça dayak yiyor. Öyle zamanlarda ikinci için üzülüyorum, eziliyor diye. Ama bakıyorum bazen de gücü büyüğe yetiyor. Küçük yaşta kendini korumayı ve savunmayı öğrendi yavrucak. Sonuçta ikinci de daha kendi kendine yetebilen, çevik, zıpkın bir şey oldu.

Tabi her kavganın sonunda ikisi de ağlıyor. Ne demiştik? ‘Ağlamak güzeldir’ değil mi? 🙂

Büyük olan bazen kardeşinin kıyafetlerini bile seçmek isteyebiliyor. Abla ya, olaya hakim, evin lideri olmak istiyor. ‘Hadi bugün elbise giyelim’ diyor, küçük istemiyor mesela. Al sana bir kavga sebebi, gerçi her şey bizim evde bir kavga sebebi ya neyse…

Geçen bir konuşmaları vardı ki, çok güldüm.. İkinci yani ufaklık bazen pembe ile kırmızıyı karıştırıyor, o gün de öyle oldu…

İkinci : Bu kırmızı (halbüki pembeydi)

Birinci : Hayır o pembe!

Anne : Nisan’cım renkleri karıştırıyor olabilir kardeşin, ama ileride o da senin gibi öğrenecek.

Birinci : Cemre tamam şimdi küçüksün, karıştırıyor olabilirsin, ama ilerde sen de ona pembe diyeceksin! Tamam mı?

İkinci : Tamam!

Çoğu olay böyle gerçekleşiyor, çok komikler, bayağı eğleniyorum.

Benim de iyi ki iki kolum var, iki de bacağım var çok şükür; ikisi sarılmak istediğinde ikisini birer koluma, ikisi kucak istediğinde ikisini birer dizime yerleştirebiliyorum.

Bence ikisinin de şanslı olduğu farklı yönler var, birinci ya da ikinci şanslı demek çok da mümkün değil. Sadece diyorum ki iyi ki varlar, çok şükür, iyi ki kardeşler.. Yuvarlanıp gidiyoruz işte.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER