Karadeniz’den kalan

0
723

Olabildiğince yeşil, her yer yemyeşil. Yeşil olmayan kahverengi bir toprak parçası görmeniz mümkün değil Karadeniz’de..

Gerçek hayat kent merkezlerinde değil de yaylalarda.. Taze ve gerçek süt, 2000 metrede kar ve kardeleni bir arada gördüğünüz bu muhteşem manzara..

uzungöl

Karadeniz’i gezerken ilk dikkatimi çeken dağların tepelerin yamaçlarında birbirlerinden uzak noktalardaki evleri görmek oldu. Böyle bir eğimde insanlar nasıl hayvanlarına bakıyor, nasıl yaşıyorlar diye soruyorum şöföre O size göre tepe, bize göre ise dümdüz bir yer’ dedi.

Sonra merak ediyorum neden böyle ayrık ayrık evler diye, halbuki bir arada yaşamak daha kolay değil mi? Biz şehirliler için evet ama Karadeniz’liler için değil. Herkesin kendi toprağı ve toprağının sınırları var, evler uzak, araziler içinde kendi çocukları için yerler de düşünülmüş ve kimse kimsenin toprağına yaklaşmak istemiyor.

Karadenizliler inatçı derler ya neden inatçı olduklarını da bu gezide anladım çünkü onlar tüm bu doğa koşullarına ve zorluklara rağmen inadına Karadeniz’de yaşıyorlar..

ayder

Sonra mezarlar dikkatimi çekiyor. Her evin önünde, arkasında ya da yol üzerine birkaç mezar var. Neden diyorum? Karadeniz’de ulaşım zor olduğu için özellikle dağlarda insanlar mezarlıklarını kendi evlerinin bahçelerine yapıyorlar. Bu bana ağır geliyor. Her an bir mezar ile yüz yüze yaşamak duygusu.. Ama bölge insanı için çok doğal bir durum bu.

Gezmek için oldukça zor bir parkur Karadeniz, enerji istiyor, hele bizim gibi dört günlük bir turla Trabzon, Rize, Artvin, Gürcistan(Batum)’u görmek isterseniz mutlaka bir tur ile gitmenizi öneririm. Zira gidilecek bir çok noktaya bölgeyi iyi bilen biri ile ulaşmanız mümkün, yaylalar çok yüksek, tırmanırken küçük derelerin üzerinden de geçmeniz gerekebiliyor.

Biz bu gezi sırasında çok şanslıydık ki, hem çok turistik yerleri gördük hem de yolu zor olduğu için çok gidilmeyen yerleri gezebildik. Örneğin Uzungöl bir noktaydı bizim için ama Borçka’da gittiğimiz Karagöl Uzungöl’den çok çok daha muhteşemdi.

karagol

Trabzon’dan başladık öncelikle Atatürk Köşkü’nü, sonrasında bölgenin tek müzesi olan Aya Sofya müzesini ziyaret ettik. Sümela Manastırına çıkmak için belli bir noktada minibüslerden indik ve epeyce yürüdük. Manastırda tarihi fresklerin üstüne çoluk çocuk adını yazmış. Tarihi değerlerimizi koruyamadığımız için bir kez daha çok üzüldüm. Sümela o gün 6000 ziyaretçi almış. Giriş kuyruğunda yaklaşık bir saat bekledik. Maalesef bölge bu kadar çok ziyaretçiyi kaldırmıyor ama bu yıl ziyaret sayıları hep bu civardaymış tabi bayram olması da ivmeyi biraz artırmış.

Ayder yaylasına da çıktık ama gördük ki artık orası da çok turistik olmuş, kalabalık, yaylada trafik var ve pek çok mağaza elbette. Bu arada bu noktada Anzer balının kilo fiyatı 300tl idi..

Ayder’den sonra Karester yaylasına gittik burası muhteşemdi, buraya mutlaka gitmenizi öneririm. Fırtına vadisinde yemek yedik, buradaki Osmanlı’dan kalma köprüler şahane. Fırtına nehrinde uygun mevsimde rafting de yapılabiliyor. Zil Kalesini ve orta çağdan kalma taş evleri ile Ortan Rum köyünü ziyaret ettik.

karester

Gezinin üçüncü gününde Gürcistan (Batum)’a gittik. Sınırdan yaya geçmek çok kolay değildi. Ama erken saatlerde girip yine erken saatlerde çıktığımız için çok da zorlanmadık. Sadece Türkiye’ye dönerken yaklaşık 45 dakika sırada bekledik. Batum beni epeyce şaşırttı. Gürcistan’da şehirlerini güzelleştirmek için meydanlar yapmışlar, sokaklar geniş rahat, bisiklet yolu bol bol park alanları var bu anlamda İstanbul’a hiç benzemiyor. Şehir koca bir inşaat alanı gibi çokça bina ve otel yapılıyor. Sonuç olarak şehri biraz güney İtalya’daki kasabalara benzettim.

Gunesanne Gürcistan/Batum
Gunesanne Gürcistan/Batum

Son günümüzde özel bir çay fabrikasını ziyaret ettik, çay nasıl işleniyor öğrendik, daha sonra da Rize bezi dokuma atölyesini ziyaret ettik. Son olarak da Telkari sanatı ile tanıştık; ipek üzerine 0.8 mikron kalınlığında gümüş tel sarılarak yapılan gümüş takı ve objeler..

Tüm yolculuğumuz süresince Karadeniz’den Kalan isimli bir cd dinledik, kulağımda hala o müzikler var. Bir de Of’lu Ali’nin fıkraları.. Eğer yolunuz Karadeniz’e düşerse mutlaka yemeniz gerekenler; kara lahana sarması, muhlama, turşu kavurma ve pide.

Son olarak böyle bir geziye çocuksuz çıkmanızı öneririm. Yetişkinler için dahi çok yoğun ve yorucu bir seyahat.. İyi gezmeler..

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER