Çalışan anne işe giderken II

0
560

Aslında yaklaşık yarım asırlık bir süreçtir burada ilgi alanımıza giren… Yani kadının aktif olarak iş yaşamında yerini alması, ev dışında da üretmesi ve hem toplumsal yapıyı dönüştürmesi hem de bu yapının içerisinde kendisini dönüştürmesi süreci…

Kadın değişirken, ev içerisindeki konumu da değişir. Aslında burada hem bu konuma ait algının hem de fiziksel koşulların değiştiğini söyleyebiliriz. Evin sorumlulukları, çocukların bakımı gibi domestik faaliyetlere daha az zaman ayırıyor olmak ve bunları karşılaması için başka birilerinden / birinden yardım almak da çalışmanın kadın üzerinde yaratmış olduğu fiziksel değişimlerden bazılarıdır. Kadının tüm bu değişimlere yönelik algısı ise bambaşka bir konudur ve kişinin kendi kişiliği, çalışma koşulları, kadınlığı ve ev içerisindeki rolünü algılaması ile alakalıdır.

Önceki yazılarda anne-çocuk etkileşiminde ilişkinin sahiciliği üzerine vurgu yapmış ve bunun öneminin altını çizmiştik.

Annenin hayatı algılayışının ve bu bağlamda hayata yaklaşımının çocuğu ile ilişkisini ve çocuğunun kişilik gelişimini büyük ölçüde belirlediğinden bahsetmiştik. Dolayısıyla “işe gitmek” gibi bir zorunluluğun ya da tercihin olduğu durumlarda farklılığı yaratacak şeyin, annenin algısı olduğunu biliyoruz. Annelerin bir kısmının bunu, “çocuğuma ben bakamıyorum, ona yeterince zaman ayıramıyorum” gibi düşüncelerden ötürü, çoğunlukla altta yatan suçluluk hisleriyle karışık bir şekilde “ben iyi bir anne değilim” ifadesini taşıdıklarını görüyoruz.

Bu taşıdıkları ağır yükten kurtulmak için ise bu duyguyla temas etmek yerine, davranışsal bir takım önlemler aldıklarını söyleyebiliyoruz; çocuklarını hediyelere boğmak, onlardan “çaldıklarına” inandıkları zamanı maddi değerlerle kapatmaya çalışmak, çocukları ne isterse, ne söylerse yapmak gibi sınır koymakta zorlanmak ya da tam tersi çalışma hayatının getirdiği zorluklarla baş edemedikleri durumlarda, daha kaygılı ve agresif davranışlara bürünmek, devamlı bir yorgunluk hali ile çocuklarına kaliteli zaman ayıramamak, en sık görülen davranış şekilleri olabiliyor.

Peki, gerçekten “çalışan anne” olmak, “yeterince iyi anne” olmaya engel mi dersiniz? Yapılan birçok bilimsel çalışma bunun hiç de böyle olmadığını söylüyor. Birçok kişinin sandığının aksine hem çalışıp hem de yeterince iyi anne olmak aslında birbirleriyle çok da ilişkili değil. Çalışan annelerin çocuklarının daha sosyal, kendini daha rahat ifade edebilen, daha güvenli çocuklar olduğunu söyleyen birçok araştırma mevcut.

Çocuğunuzla aranızda kurulmuş sağlam bağ, siz onun bakımını bir başkasına devredip işe gittiğinizde aslında çocuğunuzun bu kişiyi sizin bir temsiliniz olarak gördüğünü bize söylüyor. Dolayısıyla siz onun yanında fiziki olarak olmasanız bile zihninde sizin varlığınızı canlandırabiliyor. Aslında düşündüğü şuna çok benziyor; “annem işe gitti, çalışacak ve geri gelecek”. Tabii siz işe gittiğinizi, işteyken onun aklınızda olduğunu söylüyorsanız ve gerçekten vaat ettiğiniz gibi geri geliyorsanız…ve siz geri geldiğinizde çocuğunuzun güvenini bir kez daha kazanmış oluyorsunuz.

Bu süreçte belki de akıldan hiç çıkarılmaması gereken en önemli nokta çocuğunuzla geçirdiğiniz zamanın süresi değil, niteliği… Çalışmıyor olmak çocuğunuzla kaliteli zaman geçirdiğinize işaret etmediği gibi çalışıyor olmak da onu ihmal ettiğiniz anlamına gelmiyor. Önemli olan; siz yanında olmasanız da çocuğunuz kalbinde ve zihninde var olmaya devam etmeniz…

Uzman Psikolog Nilay Göncü

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER