Anne olmak her gün ‘Yetebiliyor muyum?’ diye düşünmekmiş…

0
477

Annem der ki ‘Cennet de cehennem de burada yeryüzündedir kızım, ya kendi cennetini yaratır mutlu olursun, ya da tam tersi.. ‘ Bu o kadar metaforik bir cümleymiş ki şu aralar yeni yeni anlıyorum annemin aslında ne demek istediğini…

Hayatta özellikle anneyseniz mutsuz olmak için o kadar çok neden var ki; çalışmak veya çalışmamak arasında seçim yapmak zorunda kalmak, çocuğu için iyi bir eğitim istemek ama buna erişememek, geleceğini güven altına almak isteyip bir ev alamamak, çalışan anne olup çocuğuna yeterince vakit ayıramamak, İstanbul’un trafiğinde saatlerce vakit geçirmek, eve geç kalmak gibi.. Daha bu listeye onlarca neden eklenebilir sanırım.

Peki ne yapacağız, tüm bunlar oldu, oluyor, olmakta biz de izliyoruz. Bunlara karşı nasıl bir tavır alacağız ?

a. Tüm bunları her gün düşünüp, bir kaç tanesini kafayı iyice takıp, geceleri uykusuzluk ve gündüzleri mutsuzluk çekebiliriz.

b. Tüm bunların varlığını kabul edip, alternatif çözümler peşine düşmek ve eğer mümkün değilse de yeterince/olabildiğince anne-babalık yapmak; hayattan zevk almaya bakabiliriz.

Aslında köklerimizde, Anadolu’da ciddi bir kadercilik anlayışı var. Mesela biri vefat edince ‘Allah verdi, allah aldı’ derler… Ağıtlar yakılır, yas tutulur, ama bir kabullenme duygusu vardır derinde, bu da aslında acıya tuz basmaya yarar.

Yıllar önce Rumi demiş ki ‘Dünler dün oldu cancağızım bugün başka(yeni) şeyler söylemek lazım, bugün su olup akmak lazım..’ İnsanoğlu’nun dünle hesaplaşması asla bitmez. Anneler için ise bu her daim sürecek bir iç hesaplaşmadır; daha çok emzirebilseydim, daha çok birlikte vakit geçirebilseydim, ona daha iyi bir hayat sunabilseydim.. Ama dün geri gelmiyor işte, geçmişe dönüp bunlar için üzülmenin çok da anlamı yok. Önümüzü geleceğe dönüp ne yapabiliriz ona bakmak lazım. Daha fazlasını yapamıyor muyuz? O zaman da yapabildiğimiz kadarını kabullenip şükretmek lazım.

Bence hayatlarımızdaki en büyük eksiklerden biri bol bol şükretmek. Sahip olduklarımıza, evlatlarımızın sağlığına, ayakta durabildiğimize şükretmek. Her gün, nefes aldığımız her an için şükretmek.. Bu yıl genç yaşta ablamı kaybettim, çok acıydı, hala öyle. Ama bu durum bana nefes alabilmenin, var olabilmenin ne büyük bir nimet olduğunu hatırlattı. Şimdi onun var ettiği mirası ile(kızları) güzel zamanlar geçirmeye bakıyorum.

İki ay önce bileğimi burktum, kötü bir burkulmaydı, tam iki ay ayağımın üstüne basamadım. İlk defa geçen hafta, koltuk değneğini bıraktım. İşte o zaman anladım ki yürüyebilmek en büyük nimetlerden biriymiş; ayakta dimdik durabilmek, kendi çayını taşıyabilmek harika bir şeymiş.. Bugün yürürken hala tabanım ağrıyor ama yürüyebildiğim için her gün şükrediyorum.

Bu hafta New York’ta yaşayan Güney Afrika’lı bir anne ile tanıştım. Bir yaşında bir oğlu varmış; Tristian. New York’ta 5-10 yılda ev almak gibi bir şansınız asla yok, orada kirada yaşıyorlarmış. En büyük derdi yemek yapabilecek bir tezgahının olmaması. Onu dinledikten sonra bir kez daha şükrettim, çok şükür dedim yemek yapabilecek bir tezgahım var..

Çok uzaklara da gitmeye de gerek yok, İstanbul’da bir yerde ayda bir kez çocuğuna et yedirip buna sevinen anneler de var. Tüm bunlar gerçek.

Sonra okul ve eğitim sistemi canımızı epeyce sıkıyor. Hepimiz çocuklarımız için en iyisini istiyoruz, araştırıyoruz, bakıyoruz ki okullar ateş pahası. Benim de iki kızım var, onları özel okulda okutma şansım pek zayıf görünüyor. Ama ben de özel okulda okumadım ki. Evet o zaman farklı idi, şimdi farklı İmam Hatip’ler açıldı, olumsuz çok fazla konu var. Ama bakacağım okul değil, öğretmen araştıracağım, kuralara gireceğim, yapacağız bir şeyler sonuçta. İlla güzel bir şeyler olacak. Belki devlete yollarım o sırada para biriktirir sonra da yazın yurtdışına yollarım orada dil öğrenir kim bilir…

Eski bir laf vardır ‘Su akar yerini bulur’ diye. Yarının dertlerini tasalarını üzerimize alınca çok bunalıyoruz işte, günün sonunda su akıyor ve yolunu buluyor evet. Olan o sırada tüm bunları kafasına takıp, hayatını kendine zindan eden annelere oluyor. Kafamıza taktığımız o irili ufaklı tüm sorunlar bir şekilde çözülüyor.

Gönül elbette ister onlar için en iyisini ve en güzelini yapabilmeyi... Ama ancak yapabildiğimiz kadarını yapabiliriz. Olabildiğimiz kadar, yetebildiğimiz kadar anne-baba oluruz. Ne kadar uğraşsak da daha fazlası olmaz. Bu yüzden sakin olmakta, sakin kalmakta, biraz da akışına bırakmakta her zaman fayda var.

Sonuç olarak geçmişle bir hesaplaşmanın ya da geleceğe dair kaygı duymanın kimseye bir faydası yok. Çünkü elimizde sadece bugün var, yarın ne olacağı asla belli olmaz. Bugün aslında her şeyden daha değerli daha kıymeti, bugünü sevdiklerimizle keyifle yaşamaya bakmalı..

Hayat herşeye rağmen çok güzel, yarın yine güneş doğacak ve biz aydınlık bir sabaha uyanacağız, çok şükür…

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER