Çocuklar için bir cam fanus var mı?

0
437

Ablam ‘şu çocukları mümkün olsa cam fanusa koyacaksın..’ derdi hep… Hiç öyle yapmadığımı düşünürdüm taa ki Nisan iki yıl önce sitede bir arkadaşı ile tanışana kadar..

Nisan’ın arkadaşı ondan bir yaş büyüktü. Büyük olması itibarıyla da Nisan’dan daha çok konuşuyor ve daha çok biliyordu. Saklambaçta hep o saklanıyor, kovalamaçta hep o kaçıyor bizimki de devamlı onun arkasından koşuyordu.

Tabi park gözetmeni anne olarak bu durum beni sıkıyordu. Hele de bir zombi konusu açıldı ki o dönem iyice çıldırmıştım. Bu sevgili arkadaş büyük olması, ablasının da ondan bir on yaş daha büyük olması sebebiyle pek çok şey biliyordu, örneğin zombiler gibi… Parkta etrafta koştururken ‘zombiler geliyooor kaçınnn’ diyordu. Bizimki de tabi 2,5 yaşında zombileri duymuş oldu.

Bu durum beni o kadar gerdi ki anlatamam. Küçücük çocuk, bir zombimiz eksik, çok korkacak, geceleri uyuyamayacak diye düşündüm. Oysa zombi kelimesi biz yetişkinler anlamlı olmasına rağmen Nisan için oyuncak ayıdan farklı birşey değildi, şimdi bunu söylüyorum ama o zaman henüz anlamamıştım. Bunun üstüne, ne zaman tuhaf bir kelime söylese ‘Nereden duydun?’ dediğimizde yine arkadaşının söylediğini belirtiyordu.

Önce korumacı anne montumu giyerek park saatlerimizi değiştirelim dedim, bu şekilde daha az görüşeceklerdi. Ama hayat tabi ki de benim planladığım gibi olmadı. Nisan arkadaşını çok seviyordu ve görüşmek için ısrar ediyordu. Oturup epeyce düşündüm.

Tüm bunların üzerinden epeyce zaman da geçti. Sonunda çocuk olanın Nisan olmadığını, aslında burada benim çocuk gibi davrandığımı, parkta, sokakta, okulda daha bir çok arkadaşı olacağını, onlardan istediğim veya istemediğim pek çok davranış ve kelime öğreneceğini fark ettim.

Fark ettim diyorum çünkü ilk zamanlar bunun bu derece farkında değildim. Ve bir kez daha anladım ki hayat benim kontrolümde ilerlemiyor. O, üç yaşında bir çocuk olmasına rağmen sevdiği ve görüşmek istediği arkadaşına kendi karar verebiliyor ve bu konuda ısrarcı olabiliyor. Bana da anne olarak bu duruma saygılı olmak düşüyor elbette.

Şimdi Nisan’ın en iyi arkadaşı o, okula gitmesine rağmen günü onu görmeden bitirmek istemiyor, çok iyi anlaşıyorlar, beraber çok güzel oynuyorlar.

Küçük fare Metin’in anne sendromuna yakalanmışım ben de, ‘El bebek gül bebek’ kitabından şu yazıda bahsetmiştim. Benim gibi düşünen hisseden anneleri bu kitabı okumaya davet edebilirim. Çocuklar için değil de daha çok bizim için yazılmış gibi. Bir de Sezen’in şu şarkısı var tabi..

Onları cam fanuslara koymam mümkün değil, biliyorum. Gelişmelerini, büyümelerini istiyorsam onlarla elele yürümeliyim, liderlik rolü üstlenerek ben önde onlar arkada değil, yanyana yürümeliyiz birlikte..

Benimki de tebrübesiz bir anne yüreği işte, çocukları ile yaşayarak öğrenen ve daha öğrenecek ne çok şey var.. 

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER