En büyük lütuf

0
476

Birkaç hafta önce bileğim burkuldu. Ayağımda spor ayakkabı merdiven inerken boşluğa basıverdim ve birden burkuluverdi işte. O akşam durumun ciddiyetini anlamadım tabi, uyudum, sabah altıda korkunç bir ayak ağrısı ile uyandım ve bir baktım ayağım şişmiş ve iki katı boyutuna ulaşmış.

Hemen nöbetçi ortopedist bulabileceğim ilk hastaneye koştum. Film çekildi, allahtan kırık yoktu ama ciddi bir zedelenme vardı, üstelik iki tarafa doğru. Ayak yarım alçıya alındı dize kadar. O sırada yine de olayın ciddiyetini tam olarak anlamamıştım. Haftasonu buzlu dinlenme ardından pazartesi işe gittim. Ertesi gün çekilen MR’da ise görüntü çok parlak değildi. Yoğun iç kanama olmuştu, her iki tarafta bağlarda ikinci derece ciddi bir zedelenme vardı. Bu kez doktor öyle bir konuştu ki benimle olayın ne kadar ciddi olduğunu anladım. Önümüzdeki üç ay iyileşme çalışmaları ile geçecekti.

Ayak ile en önemli konu burkulmaymış, benimki ikinci derece idi, bir üst derece yırtılma/çatlak gibi operasyon gerektiren durumlar ortaya çıkabilirdi. Çok şükür bunlar olmadı. Bir hafta sonra alçı çıktı ve bota geçtim, ondan bir hafta sonra da bilek sabitleyici bir aparat takmaya başladım. Bugün burkulmanın ardından geçen 18. gün ayağım hala yer yer mor, ciddi bir ödem var.  Her gün fizik tedaviye gidiyorum. Ben ayak burkulmasını ilk etaptan beri ciddiye almamıştım ama o beni çok ciddiye almıştı..

Hayatta her şeyde olduğu gibi buna da bir öğrenme tecrübesi olarak bakıyorum. Burkulmaya dair ne öğrendin derseniz bu süreçte?

  1. Öncelikle İsom adında bir kemik hastanesi olduğunu ve 24 saat açık olduğunu öğrendim,
  2. Herhangi bir ayak burkulmasının ciddiye alınması gerektiğini,
  3. Burkulmadan hemen sonra doktora gidilip film çekilmesinin gerekliliğini,
  4. Doktor ne tavsiye ediyorsa ki o sıradaki en önemli tavsiye buz ve dinlenme oluyor, bunu harfiyen yerine getirmek gerekliliğinin önemini anladım.

Bir koltuk değneği yardımı ile yürüyorsanız hiç bir şey taşıyamıyorsunuz, araba kullanamıyorsunuz hatta onu bunu bırakın öz bakım konuları bile sorunlu; tek başına banyo bile yapamıyorsunuz. Hep birşeyler için birilerine ihtiyacınız var ve bu oldukça zorlayıcı bir durum. Çünkü sürekli yük olduğunuzu hissediyorsunuz ve bu oldukça rahatsız edici bir duygu.

Koltuk değneği yardımı ile yürüyen iki çocuk annesinin hissetiklerine gelirsek o durum çok daha karmaşık.. Hep sahip olamadıklarını isteyen insan, hastalıkta sağlığın kıymetini anlıyor elbette.

‘Sağlıkla ayakta durabilmek ve çocukları ile dans edebilmek dünyadaki en büyük lütufmuş aslında.’

Çocuğun düştüğünde onu yerden kaldırarak öpebilmekmiş kıymetli olan. Ya da ‘anne beni kucağına al’ dediğinde onu kucağına alabilmekmiş mutluluk…

Eğer tek ayağınızı kullanamıyorsanız bu yukarıda saydığım güzellikleri ve daha nicelerini yapamıyorsunuz. Benimki geçici bir durum ama ya ömrü boyunca sürekli bu şekilde yaşayanlar? Düşündükçe, yaşadıkça, hissettikçe ne kadar zor olduğunu anlıyor insan.

Koltuk değneği ile hareket ediyorsanız bir nebze hareket kabiletiniz var ama tekerlekli sandalyedeyseniz neredeyse hiç şansınız yok. İstanbul’da kaldırımlar bunun için kesinlikle uygun değil. Kaldırımları bıraktım insanların engellilere saygısı yok. Siz siz olun bir engelli gördüğünüzde yol verin, yer verin, destek olun. Çünkü onların çoğu zaman bizlerden desteğe ihtiyaçları var, destek olamasak bile en azından anlaşılmaya, değer görmeye ihtiyaçları var.

Bunları yazarken amacım vah vah tüh tüh başına neler gelmiş dedirtmek değil, sadece bir mesaj aldım pek yakında ve onu paylaşmak istedim.. İnsanoğlu böyle işte yokluğunda anlıyor sahip olduklarının kıymetini.

Bu arada bu minik kazanın ‘yavaşlamak isteyen anne’ yazısı ile eş zamana denk gelmesi ve akabinde sahiden artık çok çok yavaş yürüyebilmem de; ya evrenin bana mesajı ya da kocaman bir tesadüf artık orasını bilemiyorum..

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER