Bırakın çocuğunuz köpeğin kuyruğunu maviye boyasın

0
628

Çalışma hayatımın bir kısmını evden çalışarak sürdürüyorum. Bir müşterime e-mail atarken kızımın bakıcısının sesinin duydum. “Hiç köpeğin kuyruğu mavi olur mu?” Yanlarına gittim, boyama kitabında bir köpek var ve kızım köpeğin kuyruğunu maviye boyuyor. Siz hiç mavi kuyruklu köpek gördünüz mü? Benim kızım görmüş demek ki.. Çocuklarınız bırakın mavi kuyruklu köpekler görsünler.

Benim kızım 27 aylık. Şu an çıkartmaları çok seviyor. Onları büyük bir özenle çıkartma kitabından çıkarıp ya kitabın içine, ya dolapların üzerine, ya da bizim vücutlarımızın üzerine yapıştırmak üzere çeşitli kombinasyonlar deniyor. Bazı kitaplardaki çıkartmaların, o çıkartma kitabının sayfalarında numaralandırılmış yerleri de var. Kızım, doğal olarak sayıları bilmiyor. Hiçbirini yerli yerine yapıştırmıyor ve bazen bir balığı bulutların üzerine yapıştırabiliyor. Geçen gün bir başkası da, çıkartmayı daha önceden belirlenmiş ve numaralandırılmış yerine yapıştırmadığı için bu işi beceremediğini söyledi kızıma. Neyse ki şu anda bu söylenilenleri dinlemiyor ve bildiğini okuyor, ancak bilinçaltına da maalesef kayıt ediyor. Elimden geldiğince bu duyduklarının tam tersine hareket edebileceği pek çok durum, ortam yaratmaya gayret gösteriyorum.

Bırakın çocuklarınız özgür karar versin. Köpeğin kuyruğunu maviye boyasın, balığı buluta, 1 numaralı çıkarmayı kitaptaki 28 numaralı yere ya da numarasız yere yapıştırsın. Ya da buzdolabının üstüne.1 numara boş kalsın. Kitap tamamlanmasın.

Bırakın çocuklarınız keşfetsin. Merak etmeye, her yere burunlarını sokmaya devam etsin. Geçen gün parkta bir kız çocuğu vardı. Anneanne ya da babaannesi olması muhtemel bir ebeveyni oraya gitme, onu yapma, üstün kirlenecek diyordu. Bırakın çocuklarınızın üstü kirlensin. Çocuğunuz parktan kirlenmeden geliyorsa, yeterince oynamamış, yeterince burnunu her yere sokmamış olabilir. Oynayamayan, burnunu her yere sokamayan çocuk keyifsiz olabiliyor. Keyif almayan birey yaratamıyor.

Oyun oynayın onlarla, çok çok oynayın. Günümüz çalışan ebeveynlerinin neredeyse çalışmaktan arta kalan zamanı hiç yok. Onlara zaman ayırın, birlikte çokça oynayın, birlikte çokça gülün, kucaklayın onları. Yaratıcılıklarına ne katkısı var derseniz? Oyun oynayan, gülen, mutlu olan bireyler yaratıyor.

Bırakın çocuklarınız risk alsın. Bırakın o duvardan atlasın, bırakın denize yaklaşsın, bırakın komşunuzun köpeğinin üstüne yatsın. Risk almalarına olanak tanıyın, tabi ki deneyimlemek istedikleri şey, onlara zarar verebilecekse yapmalarına izin vermeyin, ancak sadece “yapma” demeden, nedenini de anlayabileceği bir dille açıklayarak. “Yapma”, yapmaktan vazgeçirebiliyor, sıklıkla duyulursa da düşünmekten…

Bırakın çocuklarınız istedikleri sonuçlara ulaşamasınlar. Siz bunu önceden görseniz, bile engellemeyin, muhtemel sonuca ulaşacakları yöntemi, yolu göstermeyin. Hata yapsınlar. Hata yapa yapa öğrensinler. Büyüdüklerinde hata yapmayı kötü olarak gören, hata yapmaktan çekinen yetişkinler olmasınlar. Hatalarının bedellerini de ödeyebilen, hatalarından öğrenen bireyler olsunlar.

Onların aykırı düşüncelerini yargılamayın, alay etmeyin. Günümüz bilinçlenen ebeveynleri bunları sözle dile getirmeseler bile, beden dilleriyle ortaya koyabiliyorlar. Lütfen unutmayın, çocuklar beden dilini, satır aralarını okuyabiliyorlar ve hissedebiliyorlar. Hem de yetişkinlerden çok daha fazla.

Onlara tüm olasılıkları bulabilmeyi, araştırmayı öğretin. Hazır koymayın önlerine. Kendileri düştüklerinde kalksın, kendileri yesin, kendileri yapsınlar. Eğitim sistemi onları çoktan seçmeli çocuklar yapsa da, doğru olan cevabı seçenekler içerisinden bulup çıkaran ve başarılı olan çocuklar olsalar da tek doğruyla yetinmemeyi, farklı doğrular da olabileceğini ve bunları bulmanın yolları olduğunu öğretin.

3 yaratıcı düşünme eğitimlerimden bir tanesinde, yaptığımız yaratıcı düşünme egzersizlerinde, yetişkin katılımcılarımdan birinden duyduğum söz şudur: “Ee yaparsak, ucundaki ödül ne?” Çocuklara yapmalarını istediğimiz şeyleri yaparlarsa, vereceğimiz ödüllerin, alacağımız hediyelerin listesini çıkarttık. Hep ödül bekleyen, ödül yoksa yapmayan, ya da gönülsüz yapan insanlar oldular. Bir de bu ödülün yanında, hep bir değerlendirme beklediler- iyi yaptıklarına dair. Yaptıklarında hep “aferin”i duymak istediler. Her yaptıklarının/ yapacaklarının ucuna ödül koymayın. Bırakın herhangi bir ödül ya da değerlendirme beklemeden hem kendileri hem de başkaları için yaratıcı olsunlar. Eğer böyle olmazsa, “aferin”i duymadıklarında motivasyonları düşebiliyor. Aslında başkalarına bağımlı insanlar oluyorlar. Kendilerine bağımlı olsunlar, başkalarına bağımlı olmadan üretip, yaratsınlar.

Bırakın herhangi bir şey yaparken kullanabilecekleri materyalleri seçsinler, ellerine siz tutuşturmayın.

Bir gün kaşık koymayın tabağının yanına. Bakalım ne tür bir araç buluyor yemeğini yemek için, nasıl ilişkilendiriyor?J Bir gün birbirleriyle ilişkili olmayan iki, üç sözcüğü ilişkilendirmek üzerine bir oyun oynayın onlarla: içinde belirlediğiniz iki veya üç sözcüğün de bulunacağı cümleler kurma oyunu. Beynimiz bir ilişkilendirme harikası, farkına varın, farkına varmalarına katkıda bulunun. Yaratıcılık becerilerini geliştirmenin bir numarasıdır “birbirleriyle ilişkili olmayanları ilişkilendirme”.

Neil Postman’ın dediği gibi, ‘bırakın soru işareti olarak kalsınlar, noktaya çevirmeyin onları..’

Berna Talu Özbay

Eğitim ve Performans Geliştirme Ortağı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here