Çocuk ağlıyorsa ne yapmalı?

0
641

‘Gözyaşının bir görevi varmış, ardından gelecek gülümseme için temizlik yaparmış.’ Ne güzel söylemiş Rumi…

Oysa biz ebeveynler için bebeklerimizin ağlamalarına katlanmak ne kadar zor değil mi? Korumacı ebeveynlik içgüdülerimizle adeta yangına koşan bir itfayeci gibi dahil oluruz bu an’a…

Ağlamasını istememizin temel nedeni ona kıyamamamızdır; ağlamanın ona zarar vereceğini düşünür, gözyaşlarına dayanamayız. O’nu sakinleştirmeyi o kadar çok isteriz ki ya ‘aa bak kuş’ diyerek dikkatini başka yöne çekmeyi ya da emzik vererek onu susturmayı deneriz, çoğu zaman da başarılı oluruz…

Bir kızılderili atasözü der ki ‘Ağlamaktan korkma! Zihindeki ıstırap veren düşünceler gözyaşı ile temizlenir.’ 

Peki ağlamasına izin vermemek doğru bir yaklaşım mıdır? Son yıllarda pedagogların ve psikologların sıkça üzerinde durduğu konu, zaman zaman bebeklerin ağlamalarına ve aslında ağlayarak kendilerini regüle etmelerine(normalize etmelerine) izin vermemiz görüşü doğrultusunda.

0-3 yaş arası bebekler henüz sürüngen beyinde oldukları için evde adeta taş devrinde yaşayan bir mağara adamı ile yaşadığımızı düşünmek mümkün. Dil yeteneği gelişimi devam eden bu miniğin aslında tek istediği şey ise anlaşılmak, anlaşılmak ve anlaşılmak.. Gülmesinin de, ağlamasının da, korkmasının da doğal olduğu ve dolayısıyla her anının, her duygusunun kabullenilmesi. ‘Ağlayınca çok çirkin oluyorsun’ gibi etiketlemek yerine daha sakin ve mantıklı yaklaşmak konuya.. Sonuçta ağlayan bebek de bizim bebeğimiz, neden çirkinlik ve ağlamak onun kafasında eşleşsin ki değil mi?

Geçtiğimiz aylarda Klinik Psikolog Pınar Mermer’in bir seminerine katılmış, notları da burada paylaşmıştım. Time-out (ara verme) yöntemini Pınar hanım ve diğer bir çok pedagog artık önermiyor. Ara verme yönteminin amacı, çocuğun düşünmesini veya pişman olmasını sağlamak. Ama sorun şu ki çocukta 0-3 yaş arası henüz mantık gelişmemiş, neyi düşünecek neden pişman olacak?

Peki bebeğimizin biraz ağlamasına izin verirsek ne olur?

  • Deşarj olur.
  • Burnundaki mukoza dışarı çıkar burun tıkanıklığı geçer.
  • Ağlarken burnunu ve gözyaşlarını peçete ile silmeyi öğrenir.
  • Uyku öncesi biraz ağlarsa mışıl mışıl uykuya dalar.
  • Ağlayarak istediklerine sahip olamayacağını öğrenirse, onlara sahip olmak için daha yaratıcı çözümler düşünmeye çalışır.

Örneğin bir isteği var ve sürekli ağlıyor, o anda isteği yerine getirip bu ağlama nöbetinden sıyrılmak mümkün. Ancak bu durumda çocuğa giden mesaj şu olabilir; ağladığım zaman annem-babam istediklerimi yapıyor, bundan sonra istediklerimi ağlayarak yaptırabilirim’…

0-2 yaş arasında bebek ağladığı zaman en sık kullanılan araç emzik, emzik anneler için oldukça gerekli ve faydalı. Ama şöyle düşünelim her ağladığında ağzınıza hemen bir emzik yerleştiriliyor. Bu durumda tek regülasyon aracı emzik oluyor, emzik bebeğin hayatında olması gerekenden daha büyük bir yer kaplıyor ve sonrasında da bırakmak istemeyebiliyor. Halbuki bebeğin ağlayarak deşarj olmasına izin verirken eş zamanlı bizlerin desteğine ihtiyacı var.

Bebeğimiz ağlarken net bir şekilde o an istediğini veremeyeceksek ve ağlaması gerekiyorsa, biraz ağlamasına izin verebiliriz. Ağlamak sağlıksız bir şey değildir. (Not: yazar burada saatlerce ağlamaktan söz etmemektedir.) ‘Seni anlıyorum şu an o çikolatayı yemek istiyorsun ama maalesef sana veremem’ deyip yanında kalmak bir süre ağlamasına izin vermek, hem onu anladığını iletmek hem de yapılmayacaklar konusunda net olmak, onun kendini toparlamasına destek olmak, eğer istiyorsa sarılmak bir çözüm olabilir.

Aslına ağlamasına saygı duymak, büyümesine, yemesine, yürümesine saygı duymaktan farklı bir şey değil. Ağlamak her insanın doğasında olan, onu rahatlatan, duyguların regüle olmasını sağlayan en önemli mekanizmalardan biri. Peki bebeğimizi bunu öğrenmekten neden mahrum bırakalım değil mi? İtiraf ediyorum bu benim için de zor, yine de denemeye değer.. Elbette saatlerce ağlatmayacağız ama her ağladığında ilk tepkimiz onu sustumak için dikkatini dağıtmak veya emzik vermek yerine, bazen ağlayarak biraz da deşarj olmasına izin vermek ve yanında olmak, onu anladığımızı hissettirmek..

Son olarak Milan Kundera’nın bir sözü ile bitirmek isterim ‘Ben ağlarken yanımda yoksan, gülerken gölge yapma’… Ağlarken bebeğimizin yanında olalım, onu anladığımızı, yanında olduğumuzu ifade edelim; güldüğü anlar kadar ağladığında da bize ihtiyacı var. Çünkü bir insanın hayatında isteyebileceği en kıymetli şey dünyada kendini anlayan bir başka insan olması..  

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER