Bizimkiler büyüdüler, yok hayır pardon daha büyümemişler

0
370
  • Zaman: Geçen Cumartesi
  • Yer: Bir alışveriş merkezi.
  • Durum: Zorunlu bir alışveriş ihtiyacı
  • Oyuncular: Masum anne-baba ve çete iki çocuk
  • Annenin hayali: Çocukların dışarıda yemek yiyebilecek kadar büyümüş olması
  • Gerçek: Henüz hala küçük olmaları.

Sık sık evdeyken çocuklar nasıl da büyüdü artık ne istersek yapabiliriz moduna geçip, şuraya da buraya da çocukla gitsek diye eşime ısrar ediyorum. Allahtan o daha realist de beni biraz durduruyor, bazen…

Çocukla alışveriş merkezine gitmeyi hele de haftasonu girmeyi normalde hiç tercih etmem. Girmek-çıkmak-otopark-trafik her şey ayrı bir eziyet. Ama maalesef ihtiyaç nedeniyle bu hafta zorunluluk oldu ve gitmek durumunda kaldık.

E bizimkiler de büyümüştü ya hallederdik bir şekilde değil mi?

Yok o iş öyle kolay olmadı.. Alışveriş merkezine girdiğimiz an itibarıyla ikisi de farklı yönlere koşmaya başladılar, tut tutabilirsen. Eşim birinin peşinden ben birinin peşinden koşmaktan kan ter içinde kaldık. Sonra buluşmakta ayrı bir zorlandık. Biz kovaladıkça daha çok hoşlarına gitti, daha hızlı koştular. Zaten kalabalık, insan çocuğu kaybetmekten ürküyor. Neyse, bir şekilde durdurduk sonra da işimizi hallettik. Ama saate bakınca fark ettik ki ‘ding-dong’ yemek saatleri de gelmişti.

Hemen orada bir yerde yemeye karar verdik çünkü yemeği geciktirmek daha kötü bir tablo yaratabilirdi. Bir masaya oturduk. Biz hariç herkes şıkır şıkır giyinmiş, fönünü çektirip, rujunu sürmüştü. Benimse koşarken saçlarım yataktan çıkmışa dönmüştü. Ayrıca kucağıma alıp üstümde tepinen çocuk nedeniyle pantolonum çamur olmuştu. Varsın olsundu canım iki çocuk annesi olmak kolay mıydı? Hıh..

Sonuçta insanlar cumartesi gecesi yemeğine gelmişlerdi işte. Biz de yemekleri söyledik hızlıca. Ama kalabalıktan dolayı servis o kadar yavaştı ki beklerken ağaç olduk. Pardon ağaç olamadık aslında. Ağaç olmak için sabit bir alanda durmak gerekir biz o sabit alana hiç sahip olamadık…

Mama sandalyesinde oturan Cemre sıra ile tabak, çatal, kağıt servis ne bulduysa her şeyi yere fırlattı sonra da kalkacağım diye ağlamaya başladı. Henüz ilk aksiyonumuz bu olduğu için çevre masadakiler nazikçe gülümsediler. Sonra Nisan ayağa kalktı ve etrafta koşuşturmaya başladı ama o kadar hızlı depar atıyor ki onu yakalamak mümkün değil. Bir ara yakaladım, yemek yapan ağabeyleri seyredelim dedim. Bu sefer de insanların normalde yemek yedikleri rafların tepelerine çıktı.

Bir şekilde yere indirmeyi başardım bu sefer kendini yere attı. Yerlerde sürünüyor kesinlikle ayağa kalkmıyor. Artık ne kadar utanıp kızardıysam insanlar da bize bakmıyorlar… Anne-baba iki deli çocuğun peşinde bir sağa bir sola kontrolsüzce koşuyorlar. Bir ara oturup ağlayayım diye düşündüm ama o sıra bunun için vakit yoktu, sonra evde ağlarım dedim. Gelince de uyuya kalmışım:)

Neyse sonunda yemek geldi, belki 20 dakika civarı bekledik ama 20 saate bedeldi sanırım. Bu sefer de yemek yemek istemediler. Cemre’ye arka masadakiler destek oldu, oyun oynadılar, yemeğe başladı. Ben de Nisan’a masal anlatmaya başladım, sonu hiç bitmeyenlerden, o da yemeğe başladı.

sımarabilme-ozgurlugu

Biter bitmez anında kalktık. Yemek mi bizi yedi biz mi yemeği yedik pek anlayamadık.. Muhtemelen garsonlar ve o sırada yemekte olanlar bizi hayatları boyunca asla unutmayacaklar. Sonuç olarak bir çocukla AVM denemesi daha hüsranla sona erdi..

Yok daha küçükler canım zaten ben de söylüyorum hep.. Biz kim avm kim? 🙂

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER