Aslında ben çocuk yetiştirmiyorum. Biz birlikte büyüyoruz

3
1876
OLYMPUS DIGITAL CAMERA
  • ‘Bebek doğmadan Mozart cdleri dinliyor, daha zeki olsun diye:) ‘
  • ‘Defterler tutuyoruz, kaç cc emdi, hım az gelmiştir hadi uyandıralım şimdi biraz daha emsin.’
  • ‘Aa 30 dakika uyudu az gelmiştir, hadi bir daha uyutalım o zaman.’
  • ‘Katı gıdaya geçti o zaman her gün 50cc yoğurt yemeli.’
  • ‘İki yaşında okula başlamalı ki sosyalleşsin çocuk, hem zamane çocukları 2 yaşında anaokuluna hazır oluyorlar ya.. En azından bazı pedagoglar öyle söylüyor.’

Hamileliğe, bebek olmaya, çocuk olmaya dair her şey tanımlanmış. Her şeyin bir kitabı ve bir kuralı var. Hislerin yanlış gittiğini, çocukla gereksiz inatlaştığını söylüyor olsa dahi; ‘Herkes böyle yapıyorsa mutlaka doğru olan budur zaten, değil mi?’

Her şeyin bu kadar tanımlı olduğu bir çağda ‘Çocuğa Saygı‘dan bahsetmek çok kolay değil. Çocuk ebeveynin uydusu, ona bağlı ve bağımlı…

  • ‘O meyve yemez çünkü sevmez.’
  • ‘O mavi sevmez, en çok sarı sever.’
  • ‘O barbi bebekle oynayamaz, çünkü barbi bebekler zararlıdır. ‘
  • ‘Koşarsa kesin düşer, dur koşma çocuğum.’

Yazılı, çizgili, sözlü kural ve kaidelerin dışında bir de ebeveyn kalıpları mevcut. Çocuğun tüm dünyası bu kalıplar, önyargılar ve kendi için alınan kararlar ile çevrilmiş durumda.

Tabi bir de yapılacaklar ve gidilecek etkinlikler var. Ebeveyn bunu çocuğun iyiliği ve gelişimi için yapıyor. Ancak bu sırada çocukla kurulan iletişim şu şekilde;

  • ‘Haydi kızım hızlı et kahvaltını.’
  • ‘Haydi ayakkabılarını giyin kızım.’
  • ‘Haydi kızım geç kaldık işte, hadi hadi hadi… ‘

Çocuk yetişkin dünyasının plan ve programlarına yetişmek için sürekli koşturmacada. Niye? Tabi ki çocuğun iyiliği için:)

Amaçlar farklı…

Parktaki anne anlatıyor; ‘İki saatte geldik parka, bir sağa bakıyor bir sola Kediyi kovaladı, çiçek topladı, zıpladı. Az vakti kaldı parkta oynamaya şimdi…’ Anne kaygılı; çocuğu parkta daha az vakit geçireceği için. Peki ya çocuk; o çok mutlu; hem eğlenmiş, hem de kim bilir neler öğrenmiş. Annenin amacı parka varmak, çocuğun amacı ise yolda yaşadığı o eşsiz deneyim.

Sonuç değil süreç…

Çocuk dalmış resim yapıyor, elinde sulu boya. Resmi için tek renk kullanıyor. Anne hemen yaklaşıyor ‘ama bak böyle güzel renkler de var, bunları da kullansana, e güneş neden sarı değil?’ Resim gibi çocuğun kendini özgürce ifade edebileceği alanda, çocuğun güneşi mavi yapmasının kime zararı var?

O resim yaparken karışmak çocuğa ve onun çıkarımına duyulmayan saygı aslında. Çünkü çocuk süreçte, yani o resmi yaparken eğlenir ve öğrenir. Onun sonuçla-çıktıyla bir ilgisi yoktur. Ona göre yaptığı her resim zaten güzeldir. Ama ebeveyn dünyası sonuçla ilgilenir, ortaya rengarenk bir resim çıkmalıdır.

Mesela, çocuklar en çok tencere tava ile oynamayı severler, çünkü bunlar doğal-gerçek malzemelerdir. Oysa biz onlara bir dolu plastik oyuncak alırız, çok oynamazlar, sıkılırlar, çünkü tüm bu materyaller yapaydır aslında.

Çocuk için keyifli olan bahçede süzülen sümüklü böceği izlemektir. Kedileri kovalamaktır. Karıncaları izlemektir. Bir su birikintisi üzerinde zıplamaktır. Eğlence budur. Böyle saatlerce oynayabilir ta ki bir yetişkin bunu bir ‘boş zaman’ olarak tanımlayana dek…

Çocuğa saygı onu bir varlık olarak kabul etmekle başlar. Çünkü çocuk, çocuk olsa da bir insandır. Dünyaya bir ruhla, bir karakterle gelir. Küçücük bir bedende olması onun insan olduğu, bizden ayrı bir varlık olduğu gerçeğini değiştirmez.

Onun için ilginç olan aslında şu an olduğu yerdir!

Bir yetişkine plan yaparken soruyorsak, anlatıyorsak çocuğa da aynı şekilde davranmak gerekir. Bir yetişkin bir şey yaparken onun işini bitirmesini bekliyorsak, çocuk da bir şeyle ilgileniyorsa ilgisi-oyunu bitene kadar onu bekleyebilmeliyiz. Kendimizce daha ilginç olacağını düşündüğümüz şeye onu sürüklemeden önce biraz düşünmekte fayda var.

Çocuğa saygı ona inanmakla başlar, kapasitesine yeteneklerine güvenmekle başlar. O bir şeylere dalmışken onu oturup izlemektir;

‘Dahil olmak’ yerine ‘Gözlem’dir. Çünkü aslında gözlem ile çocuğunuza dair pek çok şey öğrenebilirsiniz.

Doğduğundan bu yana her oyuna dahil olma ve 24 saat onu eylemeyi misyon edindiyseniz ve sonuç olarak çocuk sizsiz artık bir şey yapmak istemiyorsa bu şaşırtıcı bir durum değildir.

Onun oyununa (kendi krallığı) davetsiz misafir olmaya gerek yoktur.

Gözlem o oynarken sessizce yanında oturabilmektir. Çünkü o sizi oyununa dahil etmek isterse zaten davet eder. Orada olmanız yeterlidir. Oynarken sizin varlığınızı hissetmek ister. Bazen ‘anne bana bak’ der ya, sadece bir bakıştır o anda ihtiyacı.

Şu kısacık annelik serüvenimde (4 yıl) öğrendiğim tek şey var; Çocuğa saygı onu olduğu gibi kabullenmekle başlar…

Çocuklar bizim yoğuracağımız hamurlar değiller ve hiç olmadılar. Onlara öğrenmeleri için sadece destek olabiliriz ama onları hiç bir şeye zorlayamayız.

Ben şahsen ‘Yoğuran’ değil de ‘Yoğrulan’ olduğumdan beri daha iyiyim. Yüklerimi attım üzerimden, daha rahatım.

Kendi koyduğum kurallardan sıyrılarak; bazen akışa, bazen onlara bırakmak, bazen esnemek, daha yavaş, daha spontane olmak bana çok iyi geldi.

Ve şunu fark ettim..

Aslında ben çocuk yetiştirmiyorum. Biz birlikte büyüyoruz!

Çünkü aslolan, güzel olan, birlikte büyüyebilmekmiş…

ve son olarak Mevlana ile bitirmek isterim..

‘Ruhum kaynağını hatırlıyor: 

Ben, o kil ile suyu karıştırırken çömlekçinin ellerindeydim, bana yeni bir ev yapıyordu galiba. 

Fırın sıcak. Kaçmaya çalışıyorum!

İstekli, isteksiz ne anlamı var? 

Artık karşı koymuyor, yoğruluyor ve şekillendiriliyorum, tıpkı diğer çamur parçaları gibi…’

3 YORUMLAR

  1. Ne de güzel ifade etmişsiniz, her cümleniz çok etkileyici. Paylaşım için teşekkürler.
    5 yaşında bir kızım ve 6 aylık bir oğlum var. Maalesef şu kalıplara sokma işini istemesem de hayatı yavaşlatmak istesem de farkında olmadan ben de “onların iyiliği” için yapıyorum.

    • Çok teşekkürler.Bence herşey farkında olmak ve denemekle başlıyor. Farkındaysanız en azından adım atabilirsiniz, ya da atmak için çaba gösterebilirsiniz..

CEVAP VER