Helikopter ailelerin çocuk üzerindeki etkisi

0
728

Helikopter aile kavramı 1990’lı yıllardan bu yana  Amerika’da ortaya çıkmış; aileler çocuklarını aşırı derecede koruyorlar ve adeta bir pervane gibi peşlerinde dönüyorlarmış.

Çocuklarına aşırı ilgi gösteren, onların tüm deneyimleri, problemleri ve akademik hayatları ile aşırı yakından ilgilenen ebeveynler bu kategoride. Tüm problemleri çözdükleri, tüm zorlukları çocukları yerine kendileri göğüsledikleri için, sonuç olarak çocuğun öz güven gelişimi sağlanamıyor.

Aslında çevremdeki çoğu annede benzer bir eğilim var. Ama elbette herkesin derecesi farklı. Bu pervane aile durumu ile birlikte okul seçimi, akademik başarı konuları da aileler için çok önemli. Hayatta sadece akademik başarı konusuna takılmamak gerekiyor, önemli olan çocuğun sağlıklı gelişim evrenlerinden geçmesi ve sağlam bir kişiliği olması. Ancak sağlam bir kişilik yapısı ile sağlıklı ve mutlu bir hayat yaşayabilir.

Hatta bu mesele Türkiye’de de öyle ileri bir seviyeye varmış ki aileler çocukları ile iş mülakatlarına gidiyorlarmış, açıkçası buna inanamadım, ama bu tecrübeleri yaşayan insan kaynakları sorumluları deneyimlerini isimleri ile paylaşmışlar dolayısıyla aslında doğruymuş.

Sanki buradaki asıl konu çocuklara deneyimleme konusunda fırsat vermekten geçiyor. Örneğin yeni yürümeye başlayan çocuğunuz varsa, her düştüğünde onu tutarsanız çocuk düşmeyi öğrenemeyecektir. Aslında yürümeden önce zararsız düşmeleri yaşamalı, yaşamalı ki yürürken de bu düşme durumlarına hazırlıklı olsun. Ancak bu şekilde sağlam adımlar atmayı öğrenebilir.

Bu yürüme örneğinden yola çıkarsak aslında birçok alanda çocukların kendi kendilerine bir şeyleri başarmaları için fırsat vermek oldukça önemli. Çocuk bazı şeyleri yanlış yapabilir, düşebilir, bir şeyler ters gidebilir önemli değil. Önemli olan yanlışı da kendinin görebilmesi. Bu yolla aslında öz bakım konusunda becerileri gelişiyor, bu geliştikçe de çocukların özgüvenleri gelişiyor..

Bazen istediklerini elde edemeyecekler veya başaramayacaklar ve hayal kırıklığı yaşayacaklar. Ama hayal kırıklığı yaşamayı ve bununla baş etmeyi de öğrenmeleri gerekiyor. Çünkü bizim evimizdeki prens ve prensesleri dışarıda pembe bir dünya beklemiyor. Hayatlarının her anında çok çeşitli zorluklar yaşayacaklar. Bizler her daim yanlarında olamayacağız. Bunlarla yüzleşmeyi öğrenmeleri gerekiyor. Zira biz aileleri olarak her daim maalesef yanlarında olamayız. Ve hatta olmamalıyız ki onlar da kendi özgür hayatlarını kurabilsinler..

Örneğin Nisan bazen yapamayacağı bir şeyi yapmaya kalkışıyor, görüyorum, hiçbir şey söylemiyorum. Yapamıyor sonra sinirleniyor hatta bazen ağlıyor. O sırada yaşadığı aslında yapamamaktan dolayı hayal kırıklığı. Hala bekliyorum. Sonra bana soruyor yardım eder misin? işte o aşamaya kadar izleyen ben, devreye giriyorum, yapmaya çalıştığı şeye sadece yardım ediyorum, ben yapmıyorum, onun yapmasını sağlıyorum. Bu da onu inanılmaz mutlu ediyor.

Aşağıdaki paragrafı DBE’den Dr. Yunus Emre Aydın’dan; ebeveyn ve çocuk perspektifinin ne kadar farklı olduğunun son bir kanıtı olarak..

‘15 yaşındaki Nazlı’nın annesi Figen Hanım, kızının başına buyruk olmasından, kararlarını alırken kimseye danışmamasından, dersleri fena olmayan kızının arkadaşlarıyla olan gezmelerden bazen geç geldiğinden, hayatı hiç mi hiç ciddiye almadığından ve zaman zaman verilen sözleri tutmadığı için tartıştıklarından bahsetmektedir. 

Özgüvenli bir evlat yetiştirdikleri için Figen Hanım’ı tebrik etmekle başlayabilirim.  Ardından bütün bu sorumlulukları üzerine alan, kararlarını kendi veren, sosyal ilişkilerini kurmuş Nazlı’ya bu kadar yükü bu yaşta almanın nasıl bir şey olduğunu sorarım; ve eklerim: ‘Birazını devretmek ister misin yoksa ben bu halimle iyiyim mi dersin?’ 

Belki de dönüp bir ebeveynlik yaklaşımımıza bakmalıyız. Bizler de aşırı korumacı mıyız, çocukların hayatında her şeyi kontrol etmeye mi çalışıyoruz.. Biraz onlara, biraz da olaylara, durumlara, akademik konularda akışına bıraksak zaman zaman.. Tüm sorumlulukları üstümüze almadan ve çocuklarımızla paylaşarak belki daha huzurlu olabiliriz.. Kim bilir belki daha iyi olur…

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER